26 Eylül 2018 Çarşamba

Aşure Tarifim


Aşuremi bu yıl nerdeyse vaktinde yaptığıma halâ inanamıyorum olsam da deliller ortada.Yıllarca elimdeki tariften şaşmadığıma da çok seviniyorum.Aşure oldukça zahmetli ve biraz pahalıya mâl olan bir tatlıdır buna rağmen yapılmayınca evde aranır,Aşure günleri de yolu gözlenir tabii ki..kimisi etli olarak tuzlusunu da yapar bizim oralarda(Batı Trakya)kimisi de tatlısını sever,bizailece her ikisini de seviyoruz ama sanki gönlümüz tatlıya daha meyilli gibime geliyor böylece aşuremiz bu yı lda tatlı olarak yapıldı.
Eski evimin avlusu geniş ve büyüktü genelde memlekette iken küçük bir kazan içerisinde odun ateşi üzerinde etli olanı yapılırdı şimdilerde daire apartmanında ne ateş yakmak mümkün ne de mangal.
Tatlı aşure bu anlamda da daha pratik geliyor,pratik dediğime bakmayın yapanlar mutlaka bilir ki bu tatlının yapımı iki gün gerektiriyor nerdeyse,en azından benim için öyle.
Önhazırlığı oldukça emek ister,malzemelerini azaltmamak veya eksiltmemekte de fayda var.
İlk kez yaptığımda beni şaşırtan şey neydi biliyor musunuz?
Nasıl olur da malzemelerin nerdeyse tümünü tuzlu olarak tükettiğimiz halde bu tarifte bir kaç baharat ve malzeme ile şahane bir lezzet elde edilebiliyordu?..
Bu yönüyle de beni daima şaşırtan bir tarif olmuştur..
Aşureyi hazırlamak evde bayram havasını uyandırıyor sanki,mutfak b e r b a t olabiliyor ama renkler kokular dokular insanı inanılmaz derecede mutlu ediyor..kocaman bir bereket o anda mutfağın tezgâhına bırakılmış gibi hissettim,Allah'ın binbir çeşit nimetlerinden sadece bir kaçını bile mutfağımın tezgâhında sığdırmada zorluk çektim,her birinin farklı tadı,rengi,kokusu ile gözlerimin bu güzellik karşısında yorulduklarını hissettim,kendimi büyük bir ambarın içinde buldum sanki,oysa mutfağımın içindeydim işte ama aşure hazırlamak çok farklı bir duygu..
Nus aleyhisselamın Aşure ile ilgisi var mı tam bilemiyorum aklım bu konuda oldukça karışmıştı üstelik bir ara..Hocaların söyledikleri bazen birbiriyle uyuşmuyor bu da beni deli ediyor,ben yine de aşure yapmayı seviyorum ve istiyorum da,dinimizde böyle bir şey sanırım yok ama geleneklerimizde var,yanlış konuşmak ve düşündürmekten Alla'ha sığınıyorum.
Aşuremi hazırlamak ikram olarak sunmak veya komşularıma dağıtmak da beni mutlu ediyor..Rabbim onu sadaka olarak kabul etsin inşaAllah..

Lütfen dikkat:Bu tarif 40 porsiyon içindir


MALZEMELER:


750gr aşurelik buğday
0,5 (yarım)kg pirinç
1,5 su bardağı nohut (kabuksuz) 
1 su bardağı fasulye
200gr konserve mısır
200gr kuru üzüm
500gr kuru kayısı
500gr kuru incir
1 adet elma
1 portakalın suyu ve kabuk rendesi
100 gr kuş üzümü
100 gr tuzsuz fıstık içi
6-7 su bardağı toz şeker (1 bardak 250ml=
4-5 adet karanfil
2 yemek kaşığı gül suyu
1 tatlı kaşığı tuz

SÜSLEMEK İÇİN:
Tarçın
Ceviz
Çam fıstığı
Tuzsuz fıstık
Susam
Kuş üzümü
Nar

YAPILIŞI:
  • Buğdayı bir gece öncesinden iyice yıkıyorum tahminen 15 kez.
  • Ovalayarak sıcak su yardımıyla buğdayın yıkanması daha kolay oluyor.
  • Yanımda bir süzgeç bulunduruyorum bazen buğday taneleri atılacak olan su ile gidebiliyor bunu önlemek için büyük bir süzgeç işime çok yarıyor.
  • Buğdayı yıkama sayısı sizi korkutmasın,buğday ununu attıkça aşurenin rengi daha temiz ve açık oluyor arzu ederseniz bir kere de yıkayıp kullanabilirsiniz ama tadı biraz daha ağır rengi de biraz koyu olabilir.
  • SOn 3 yıkamada pirinci de ekleyip ikisini birlikte yıkayıp üzerini geçecek kadar su ekleyip kaynamaya bırakıyorum.
  • Çok fazla kaynamasına gerek yok,kaynama başladığı gibi ocaktan alıp suyu döküyorum ardından tekrar sıcak su ile bir kez daha kaynatıp tekrar suyu atıyorum,bunun ardından ocaktan alıp kalın kumaşlar ile sarıyorum,genelde tek kişilik bir battaniye kullanıyorum,üzerine de seccademi koyuyorum :)
  • Sabaha kadar buğday tamamen patlamış pirinçler de kabarmış oluyor.
  • Sırada geri kalan malzemelerin haşlanması ve doğranmasında.
  • Nohut ve fasulyeyi konserve olarak aldım bu sefer,haşlayacak olanlar buğday ile birlikte nohut ve fasulyeyi de akşamdan haşlayıp hazır etmeleri gerek.
  • Nohutların kabuklarını soyuyorum
  • Kuru kayısı,incir,elma bunalrın hepsini minik minik doğruyorum ayrı ayrı kaselere koyuyorum.
  • Portakalın kabuğunu rendeledikten sonra suyunu sıkıyorum.
  • Fındık,tuzsuz fıstık susam ve şam fıstığını da üzeri biraz renk alana dek fırınlıyorum (en fazla 10dk).
  • Tenceremin içine sıcak su koyup kaynamasını bekliyorum ardından nohut,fasulye ve mısırı ilave ediyorum.
  • Elma parçacıklarını,portakal suyu ve rendesini,gül suyunu ve tuzu,bir kahve fincanı miktarınca suda kaynattığım karanfilin suyunu da ekliyorum kısaca geri kalan malzemeleri de katıp pişirmeye başlıyorum.
  • Şekeri en son ekliyorum,kaynamaya başladıktan sonra ocağı orta ateşe alıyorum böylece karıştıra karıştıra pişiriyorum..





Keyif aldığım bir gündü dün,büyük kızım da kuru meyveleri doğramada yardım etti.Benimle mutfakta olmaya bayılıyor ben olmasam bile mutfağa bayılıyor :)
Genelde önlük takar saç bağlar ama bu sefer inanılmaz heyecan yaptı tezgâhtaki malzemeleri görünce hemen bıçağını alıp doğramaya başladı..




Rabbimin binbir çeşit nimetleri..
Her narın içinde birer damla Cennet suyu varmış,biliyor muydunuz :)



Üzerini de süsleyerek dağıtmaya hazır hale gelince aşuremiz,büyük kızım tepsiyi taşımayı üstlendi küçüğü her zamanki gibi zillere basmayı,eve döndüklerinde ellerinde biraz para ve iki gofret yüzlerinde de hem bir işin hakkını vermekle meydana gelen gururlu bir ifade bolca da mutluluk vardı..
Aşurenin güzellikleri
:)




O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

25 Eylül 2018 Salı

Postacı Geldi-Ah,Handan!


Seni buralarda görmeden seven iki kızın var,bilesin..sonra ben varım..
Yine çok mutlu ettin ya sen bizi Handan..ne göndersem diye düşünüyorum şimdi..ama biraz zaman geçsin biraz sonbahar iyice hissedilsin bakarım..belki de kendimi getirirm sana :)
Geç kaldı buradan da teşekkür etmek bilirim,gösteri amaçlı da yayına almıyorum bunları ama bilinsin isterim ki uzakta olsa bile insan bir bağ kurabiliyor,illa her gün konuşmak veya içini dışına dökerek yakınlaşmak da pek önemli değil bazen,uzaklarda her gün satırlarını okuduğun fotoğraflarını gördüğün gülümseyen birileri olunca bile mutlu oluyor seviniyor ve seviliyor insan..
Blog alemini bu yüzden çok severim,dostluklar mecburi veya nezaketen kurulduğu izlenimi bıraksa da zamanla su akıp yolunu buluyor,kalpleri aynı frekansta olanalr buluşuyor,pınarcıklar nehirlerle deryalara karışıyor..






O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

Yumurtalı Ekmek

Yumurtalı Ekmek 
Annelerin kurtarıcısı,belki de dünyanın en basit tariflerinden biridir Yumurtalı Ekmek,kökeni sanırım Fransa olmalı..basit bir fikir ama zekice,düşünenin aklına sağlık bir çok şekilde yapıldığını gördüm,kimisi yumurtalı karışıma süt katar kimisi yumurtayı biraz daha sulandırır,çeşitli baharatlar da ekleyenler çoktur nane maydanoz gibi.
Tadı hem tatlı hem tuzlu olarak yapılabilir,reçel bal hatta beyaz şeker ile bile güzel olabiliyor,çoğunlukla tuzlu yaparım ben,bayatlayan ekmekleri değerlendirmenin en güzel yollardan biridir Yumrtalı Ekmek..
Bir gün,acele ile yumurtalı ekmek yapma esnasında telaşımdan olsa gerek karabiber yerine yumurtanın karışımına başka bir baharat ekledim,sonucu nasıl olurunu da düşünmeden tüm ekmek dilimlerini bu karışımla yapıp sofraya almıştım.
Yaptığım hata herkesin hoşuna gitti,dediğim gibi çok basit herkesin bildiği bir şeydir yumurtalı ekmek ancak malzemede küçücük bir değişiklik bile büyük bir fark meydana getirebiliyor,bu tarifte hazırlama süresi porsiyon sayısı vs gibi bilgiler girmiyorum,herkes elindeki ekmek miktarınca ve kişi sayısınca yaptığı için az bilgisi olan zaten bunu kolaylıkla ayarlayabilir diye tahmin ediyorum,buyrun tarifime..

Yumurtalı Ekmek
MALZEMELER:
Bayat ekmek dilimleri
Yumurta
Tuz
Karabiber
Köri

YAPILIŞI:
Yumurtalarımızı derin bir kapta kırıp baharatlarımızı ekliyoruz,köri bu karışıma ve bu tarife çok çok yakışıyor mutlaka elinizde yoksa almanızı öneriyorum tadındaki fark kari eklemediğiniz zaman hem anlayacak hem arayacaksınız hiç şüphe duymayın,bayat ekmek dilimlerini karışıma batırarak kızgın yağda kızartıyoruz,kızaran ekmek dilimlerini havlu kağıt döşediğimiz bir tabağa alıyoruz.
Hepsi bu kadar,çok kolay çok basit ama öylesine güzel bir şey,tadan ''bunun içine ne koydun?'' diye soruyor hatta elbette akla pek gelmez ben de hata sonucu keşfettim sonuçta :)
Köriyi mutlaka evinizde bulundurun derim.

Köri (curry) 
Köri (curry) tavuklu yemekler için en uygun baharat diye bilinir ancak bu tarife de inanılmaz yakışıyor,az biraz baharat sevdalısı sayılırım mutfağımda çok sayıda değişik baharatlarım var,tavuk dışında köriyi başka yerlerde de kullanıyorum artık örneğin çorbalarda ama her çorbada değil,şehriyeli tavuk çorbasına ekliyorum çok çok az bir miktarda bazen sebzeli mercimek çorbasına da eklerim ileride mutlaka o çorbayı da paylaşacağım,yapıyorum ama fotoğraflamak gerçekten zor oluyor mutfağımdaki trafik yoğun oluyor hazırlama esnasında :) velhasılı kelâm kuvvetli bir baharattır köri ve yemeği boyama özelliğine de sahiptir..Köri Hindistan kökenli de olabilir tam olarak bilemiyorum araştırmadım da.

Herkesin bildiği tarifleri herkes aynı yapmaz bilirim,insan içine kendinden de bir şeyler katmak ister,bu tarifi siz nasıl yapıyorsunuz eklediğiniz baharatlar veya hazırlama pişirme şekilleri nedir paylaşırsanız sevinirim..

Sevgilerimle..


O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

24 Eylül 2018 Pazartesi

Dün,ben..


Dün,ben uzunca bir yola çıktım..
Allah güzel manzaralar ve gözümü hoş eden görüntüler dışında sevdiğim insanlarla da vakit geçirip konuşmayı,hasbihal etmeyi,dert anlatıp dert dinlemeyi nasip etti..
Dert dinlemek veya dert anlatmak hiç nasip olur mu?..demeyin..

Günümüzde,dert dinlemek de anlatmak da değil nasip,büyük bir nimettir,lütuftur..
Hepimiz,kendine bir dünya kurup içine girip oynuyor artık..nasıl arzu edersek o şekil sergiliyoruz yaşantımızı..ve ne acıdır ki artık insan dertli olmayı nerdeyse kötü bir hastalıkmış gibi gizlemeye çalışıyor..açamıyor içini,gösteremiyor acısını..paylaşamıyor derdini,duman dolu gönlünde hiç bir pencere açılıp hava,nefes,oksijen alamıyor..
Bir lanet gibi görünüyor artık dert bize ve dertli insan yanına yaklaşılmayan biri gibi yansıtılıyor..
Enerji emici,kötümser,olumsuzluk taşıyan,itici biri olarak izole ediliyor.
Oysa herkesin bir derdi bir kederi var..böyle olmak zorunda çünkü hayat imtihan.
Dünyaya eğlenmeye geldiğimizi sanıyoruz bazen,koşuyoruz dünyanın peşinden.
Bir şeyleri düzenli tutmak,eksik bırakmamak,yetişmek için çırpınıyorum çoğu zaman..çevreden aldığım mesajlar ve belki de benim de verdiğim mesajlar da aynı içeriğe sahiptir bilemiyorum..
Dert yok keder yok imtihan yok,gibi yaşamanın ne denli yapay ve gerçek dışı olduğunu bir kez daha anladım ben,dün..
Çocukların üzerine ne kadar titrersem titreyeyim,onlara verebildiğim herşeyi versem bile,çocukların bir gün kolayca evimin kapısından çıkabileceğini,başka bir hayat tercih edelilceklerini,ardından beni ben kadar düşünemeyeceklerini anladım dün,ben..
Herkesin istisnasız herkesin her yaşta bir uğraşı olması gerektiğini anladım dün,ben..
Dün ben,hayat arkadaşımın veya eşimin benim için ne kadar kıymetli olduğunu anladım,birlikte çıktığımız bu yolun belki sonlarına doğru tekrar ilk adımlarımızda olduğu gibi başbaşa ve yalnız kalacağımızı anladım..


Dün,hiç ummadığım yerde hiç ummadığım bitkiler gördüm..duvar boyunca uzamış sarmaşıklar,koyu yeşil renkte ihtişamlı duruşuyla bir giriş kapısını süsleyen bitkiler gördüm..
Dün,ben bu bitkilerden evimde de ekip yetiştirmek için biri köklü diğerleri köksüz fidanlar aldım..


Dün,ben çok güzel bulutlar gördüm..
Bulutların altında otlayan inekler,bulutların altında dönüp duran enerji değirmenlerini gördüm.
İnsan,isterse,boyundan çok çok büyük işler başarabileceğini gördüm..





Dün,ben..hayatın tıpkı hava gibi değişken ve şaşırtıcı olacağını anladım..bazen kararacağını,bazen açacağını,buna rağmen ineklerin otlamaya devam edeceğini,hayatın süreceğini,ben olmasan bile bu düzenin akıp gideceğini,bir şekilde hayatın içindeki yerimi,çapımı ağırlığımı değerimi veya değersizliğimi anladım ve dün ben tüm bunları bir kaç saatte tattığım,anladığım ve yaşadığım için kendimi çok,çok dolu ve zengin hissettim..


O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

Isırma Kemal,Isırma-Kedim Neden Isırıyor?


Bir kaç gün boyunca Kemal'in ısırma sorununu tenimizde hissettik.Her fırsatta yakınında kim varsa el ayak bacak yüz farketmeksizin saldırıyor hepimizi tesciller gibi izler bırakıyordu.
Oğlum,biz zaten senin sen de bizimsin dedik,severek bu huyundan vazgeçirmeye çalıştık,saldırıları sonucu sıyrık ve çiziklerinin acısına dayanamadığımız anlarda ise mutfak banyo balkon gibi yerlere aldık ama olmadı,alınan yeri de talan ediyor kırıyor yıkıyordu...
Kızlarım nerdeyse oyun kurup oynayamaz hale geldiler,Kemal tüm şirinliğini yavaş yavaş gözümüzde yitirmeye mi başlıyordu ne,bu davranışın sebebi kaynağı neydi?
Neden kedim bu kadar agresif bu kadar saldırgan oldu?
Neden kedim ısırıyor?
Neden her fırsatta çoğu zaman da sinsice birden yerinden fırlayarak bize saldırmaya başladı?..
Ne çok canım sıkıldı..acaba bizde mi bir yanlış vardı acaba başka bir sorunu mu vardı da biz anlayamıyorduk bu tatlı canlıyı,acaba sorun neydi neydi ha neydi diye diye düşünmeden edemezdim.Çünkü sorun olduğu ortadaydı,nerdeyse o bulunduğumuz ortamda iken hiç birimiz rahat edemiyorduk,her an bir saldırıya maruz kalacak endişesi ile oturuyorduk.
Namaz kılarken ayaklarımızı ısırmak için altın fırsattı,özellikle o zaman canımız inanılmaz acıyordu,tepki vermek kendini korumak imkansızdı çünkü bunun yanısıra kanatıp hem abdestimizi hem namazımızı da bozma ihtimali vardı..
Aaah Kemal..Ah!

Gugladım bu durumu..
Kedi neden ısırır? sorusunun sonuçları çok fazla...olabildiğince net cevaplar pek yoktu,daha çok kedi sahiplerinin derdini anlattıktan sonraki saldırı öfke sanki çok empati kurmuş veya kediyi sahibinden daha çok sever düşünür daha çok emek vermişlerin''tavsiyelerini'' hızlıca geçtikten sonra hamdolsun bir kaç sağlıklı sonuca ulaşabildim..

        Kedim neden ısırıyor-Cevaplar:

  • Kedi yavru bir kedi ise dişleri çıkıyor olabilir,ısırmasının ve saldırmasının sebebi kuvvetle undan dolayıdır. 
  • Kedi evde veya eve gelen birine karşı ya gıcıktır ya da onu görmek bile istemiyordur.Özellikle de kedinin bir canlı olduğunu dikkat etmeden hatta isteyip istemediğini anlamaya çalışmadan bile hunharca sevenler,alanlar,mıncıklayan kişiliklere sahip insanların uzaklaştırılması. 
  • Kedinin özellikle erkek kedi ise kendine ait bir yer edinmeye veya evde kendi çapında bir hakimiyet kurma isteği. 
  • Kedinin yeteri kadar ilgi görmediği veya sevgi gösterilerinin ona yetersiz/ters geldiği mantıklı cevaplar arasındaydı.

-Hmm..biz hangi gruba giriyorduk acaba?..

Okuduğum önerilerden bana göre en baskın gelen kedimizin diş çıkarma ihtimaliydi..gece yanımıza aldığımızda battaniyenin kenarlarını emerek gözlerini kapatmayı seviyordu,ayakları ile de masaj yapar gibi hareketler yapıyordu..o gece onu yatağa aldığımda battaniyenin kenarını ağzına verdim,hemen alıp sıkarak emmeye başladı..ağzını açıp yavaşça araladıktan sonra alt çenesinde diş etlerinin hafif kabardığını ve renginin diğer diş etlerinden biraz daha koyu olduğunu fark ettim..sorunumuz diş çıkarma olabilirdi.

Bolca sevdim o gece Kemal'i..bolca okşadım ve örterek yanıma yatırdım,sabah uyandığımda da aynısını yaptım,sevdim okşadım konuştum sürekli alçak bir sesle o kadar alçak ki söylediklerimi nerdeyse sadece o duyuyordu..
Bütün sabah ona çok naif çok hassas bir canlı gibi davrandım..yemeğini verirken okşadım,bir yerden alıp başka bir yere koymam gereken durumlarda yerinden hafifçe kaldırdım hep alçak sesle konuştum ve okşadım..kedi bir kaç saat içinde bambaşka bir kediye dönüştü..

Olayı o zaman çözmüştüm işte..bizim sorunumuz bir tane değil üç taneydi.Birincisi yavru olduğu için dişleri geliyor ve diş etleri kaşınıyordu ısırması bundan.
Evimize çok fazla çocuk gelir ve her biri kediyi sevmek için adeta yarışır,kedi elden ele alınır taşınırdı bu da onu huzursuz ediyor çareyi tırmalama veya saldırmada buluyordu.
Üçüncüsü ise kediye yüksek bir ses tonuyla değil alçak ve sakin bir sesle konuşmak gerek,olabildiğince..
Bizi rahatsız eden veya yapmaması gereken bir davranışı sergilediği zaman hemen o anda yanına gidip kucağa alıp okşamak,alçak sesle konuşmak sevdiği bir oyuncak verip dikkatini başka tarafa çekmek hem kötü davranışı unutturuyor hem de olayı tatlıya bağlıyordu..

Kısa sürecek diye düşündüğüm bu hal günlerdir devam ediyor..artık Kemal (Maşallah diyelim inşallah)aramzıda oturuyor,çocuklar oyun oynarken asla saldırmıyor oyunlarını bozmuyor kimseyi çizme gibi bir girişimde bulunmuyor,kendini sevdiriyor,sevilmekten dört köşe oluyor,keyif alıyor..hem o hem biz de tabii ki..
Allah'ım,dedim..ne büyüksün...her canlıya farklı bir tabiat vermişsin,her canlıya saygıyı elzem kılıyor bu muhteşem sanatın..ve ne hatırladım biliyor musunuz sevgili dostlarım?
Bir hadis..bir hadis ki genelde o hadis anlatılırken Peygamberimizin (s.a.s) merhametine ve duyarlılığına dikkat çekiliyor genelde ama zannediyorum ki onu Kemal ile yaşadıklarımdan sonra farklı bir şekilde de yorumlamak ve anlamak da mümkün gibi görünüyor.

Hadis şöyle:

Hz. Muhammed, kedisi Müezza'yı o kadar çok severmiş ki, Müezza bir gün sedirde oturan Hz. Muhammed'in giysisinin ucunda uyuya kalmış. Her kedi dostu gibi uyuyan bu güzelliğe kıyamayan Hz. Muhammed, Müezza'yı uyandırmaktansa giysisinin ucunu usulca keserek kalkmayı tercih etmiş.

Kısaca,kediyi uyandımamakla hem uykusunu bölememiştir hem merhamet hem de bu canlıya SAYGI göstermiştir..
Bu hadisten belki de bunu da anlamak lazım kanımca..


Dokunmak ama saygı ile,sevmek ama ölçü ile,beraber olmak evet ama sınırları aşmadan,birbirimizin fıtratına aykırı davranmadan..
Böyle yaşamayı öğrenmek hiç kolay değil ama biraz algılamak biraz farkına varmak bile sanırım bizde bir çok şeyi değiştirecektir,elbette çevremizin bakış açımızın dünyamızın da aynı zamanda..
Her dikende bir gül her gülde bir diken varmış görüyor musunuz?..
Kemal bizi ısırmasaydı,tüm bunları nasıl fark edecek ve sizinle nasıl paylaşacaktım değil mi?





O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

19 Eylül 2018 Çarşamba

At Kestanesi&Göz Altı Morlukları İçin Krem tarifi


Bunları ilk gördüğümüz zamanı hatırlıyorum da şimdilerde gülmek geliyor içimden,yürüyüş yolu boyunca belki kilolarca kestane toplayıp eve geldiğimizde kestanelerin yenen türden olmadığını öğrendiğimizde yaşanan hayal kırıklığı canlanıyor tekrar tekrar :)
Ne büyük heyecanla toplamıştık oysa,bebek arabasının nerdeyse her yerini doldurmuştuk,parlak renkleriyle gözlerimiz kamaşmıştı sanki tabii sonrası da dediğim gibi hüsran olmuştu..
Bu kadar çok kestane ne yapılırdı ve bu kestane yenmiyorsa ne işe yarardı soruları belirdi ardından,çöpe atılacak gibi değiller ama yenen türden de olmadıklarına göre mutlaka başka bir işlevi vardır diyerek biraz araştırmıştım o zamanlar,sonuç kestaneler çocuklara malzeme oldu bolca oyun oynandı bolca yemekler falan pişirildi çocuklar tarafından ama bir zaman sonra çöpe gitmek zorunda kaldılar.
Geçen gün nehrin kenarına halımızı serdik,gölgesi güzel bir ağacın altına,derken az ileride olan nehirin içine sürekli bir şeyler düşmeye başladı üstümüzdeki ağaçtan,daha sonra başımıza düştüklerinde bunların at kestanesi olduklarını anladık..evet,yine ve yeniden at kestanesi.
Almayanın kafasına vururlar diye bir deyim vardır bilirsiniz,tamam olur alalım da bu at kestaneleri ile ne yapılır ki Allah aşkına,nasıl kullanalım nasıl istifade edelim bunlar demeden de edemedim..
Güzel fotoğraflar çektik,başımıza düşenleri nehre attık taş niyetine böyle böyle bir vakit geirdik geçirmesine ama soru hala cevapsız kalmıştı.
At kestaneleri ile ne yapılır?

İnternette baktım karşıma ilgimi çeken iki tarif ile karşılaştım,kullanım alanları oldukça geniş arzu eden verdiğim bağlantıdan ulaşabilir.
Göz çevresindeki morluk ve bacaklardaki varislere de iyi geldiğini okudum buraya bu iki tarifi eklemeyi düşündüm ama başkasının emeğine hazırdan ve izinsiz konmak gibi olacağından direk link vermek istiyorum.
Mor Altı Morlukları Yok Eden Tarif ile Bacaklardaki Varisler için at kestanesi kremi tarifi ve daha fazlası BURADA
Bu tariflerden birini muhakkak deneyeceğim bu sene,bu niyetimi de kayıt alma amaçlı buraya da aktarıyorum,evime yakın bir at kestanesi ağacı var oradan kestane toplayıp krem yapıyorum..inşallah :)

Foto zamanı!!





Koca koca dikenli bir dış kabuğu vardır at kestanesinin,dikenleri pek sert değildir ama insanın başına düşünce aynı şeyi düşünmüyor tabi :)


Böylesine de temiz ve parlaktır at kestanesi,birileri itina ile temizlemiş ve parlatmış sanki..
SubhanAllah..



Nasıl güzel ve parlaklar değil mi..çok çok iştah kabartıcı görünseler de,yenmiyorlar :(


Ancak ve hala içimde bir his bu nimetin hakkını veremediğimizi fısıldıyor,bunu değerlendirmenin mutlaka başka bir yolu vardır,insan öğrenince içine çuk diye oturan türden bir yolu ve yöntemi..
Bilgisi olan var mı?
At kestaneleri ile neler yapılır,nerede kullanılabilir?


O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

16 Eylül 2018 Pazar

Benim Köşem Benim Masam Benim Sanatım


Arzu ile başladığımızı daha büyük bir tutku ile sonuca ulaştırmamız gerekirken,araya bahaneler zorluklar sokmak adetten midir acaba?
Aklımıza gelen bir fikri hayata geçirmek için gerekli malzemeyi temin ediyor,acelesiz ve tasasız ihtiyacımız olan zamanı da oluşturuyoruz,sonuca bir kala ihmal ediyor veya yaptığımızı ebir kenara atıyoruz..bende hep böyle oldu son zamanlarda..
Eskiden,aklıma gelen ne varsa hemen hayata geçirilir ve sonucuyla mutlu olunurdu.

-Ben yaptım!..diyebilmenin gururu sık sık göğsümü kabartırdı,güzel sözler işitmek de mutluluğumu daha da artırırdı,sonra ne olduya sanırım hayatımın değişmesi ile oldu..ülke değiştirdik ev değiştirdik çevre değiştirdik,sayıca çoğaldık belki de ihtiyaçlar arttıkça acil olanları önemli olanlara tercih etmek zorunda kaldık ama insan,bir şeyler üretme ihtiyacını zaman zaman hissediyor.


Hatırlar mısınız Kiremithanem'i ilk açtığım aylarda her Cuma tasarlayıp sizinle paylaştığım Cuma kartları vardı..bunları tasarlamak herşeyden önce bana inanılmaz keyif veriyordu,kendimi unutmak gündelik hayatı unutmak için muhteşem bir çareydi,sonra baktım ki yavaş yavaş emek verdiklerime yorumlar azalmaya başladı,sıradanlaştı ve en sonunda dikkat bile çekmemeye başladılar böylece her Cuma nerdeyse 3 saatimi verdiğim kartları tasarlamaktan vazgeçtim.Bloğumdan da bu kategoriyi kaldırdım.

NEDEN ÜRETMİYORUZ ARTIK?
Eskilere değinmişken geçen gün blogları dolaşırken fark ettiğim bir şeye de değinmek istiyorum,eskiden yani tahminen 5-6 yıl evvel blog alemi daha bir zengindi,dikiş blogları yemek blogları kumaş boyama blogları hele keçe ve amigurumi blogları sayı olarak çok fazlaydı her tarafta deli bir üretim güzel bir rekabet vardı şimdilerde ise bunlar nerdeyse hiç yok,ağırlıklı olarak kitap sinema ile ilgili bloglar var..elimizi ayağımızı bir çok şeyden çektik gerçekten,hani dışarıdan BİRİ bloglarımıza göre bizi değerlendirmeye kalksa bizim elimizden yani el üretimi hiç bir becerimiz olmadığını düşünecek nerdeyse.

EVET,BEN BİR ANNEYİM İŞİM BAŞIMDAN AŞKIN AMA BUNUN YANISIRA BİR KİŞİLİĞİM BİR İÇ DÜNYAM BİR BECERİM BİR İYİ VEYA KÖTÜ BECERİM VAR BEN SADECE ANNE OLMAKLA (Kİ BU SANATLARIN EN KUTSALI VE KIYMETLİSİ)SINIRLI DEĞİLİM BENİM BİR DE GÖRÜNMEYEN YANIM VAR,ALLAHIN BAHŞETTİĞİ YETENEĞİMİ KÖRELTMEYE DE AYRICA HİÇ BİR HAKKIM YOK,BANA VERİLDİYSE KIYMETİNİ BİLMEK ZORUNDAYIM AKSİ TAKDİRDE ELİMDEN ALINIR DEĞERİNİ BİLMEDİĞİM BU HEDİYE,SIZLANMAYA DA HAKKIM OLMAZ BU DURUMDA..


Bu yüzden daha çok elimdekileri bilgisayarda tutmakistemiyorum,bir kısmını çerçeveletip hediye olarak gönderdim bir kısmını evimin bir kaç köşesine koydum,ancak tasarladığım kartlar henüz bitmemişti ek olarak aklımdaki proje de henüz vucüt bulmamıştı..


Çerçeveler alındı çiviler de öyle,hatta bir kaç süs bile seçmiştim hazır yılbaşı süslemeleri gelmişken sıra tüm bunları bir araya getirmekteydi..
Her gördüğümde kendime ihanet etmiş veya ben de blogdaki muameleyi gösteriyor gibi hissettim..yapmaa en azından sen yapma dedim ve aklımdaki projenin tüm malzemelerini bir araya getirerek tam da canlandırdığım hatta belki de ondan bir tık fazla güzel bir sonuç ile gülümsediğimi fark ettim..


Topu topu bana tamamiyle ait olan bir masam var,bir kaç kitabım ve not defterlerime ev sahipliği yapan masam,çekmecelerinde hobi malzemeleri bir diğer tarafında dikiş makinelerim iplik kutularım ve yine dikiş ile ilgili malzemelerim var ve masamın arkasındaki duvar yani önümde duran boş bir duvarım var hepsi bu,tam da burası benim nefes aldığım yer,dünyaya açıldığım yer sizinle konuştuğum yer kendimi ifade ettiğim yer..proje ne zamandır aklımda dolanıp durdu,ızdıraba dönüştü,kendimi azarladığımı bile bilirim ve nihayet bugün en temizliği yerine bu projeyi hayata geçirdim..

Almanya'ya gelip kendi evimize çıktığımızda bir masa almak için yanıp tutuşuyor ama bir türlü sıra o masaya gelmiyordu,masam olmadan ben kendimi nasıl ifade ederim nasıl benimserim burayı nasıl severim yeri göğü toprağı,kuşları nasıl fark ederim günbatımının tadını nasıl çıkartırım gibi sorularla boğuştum..evet arzu ettiğim sadece bir masaydı ama bu benim başlangıç noktamdı da aynı zamanda,başlangıç noktam olmadan nasıl ilk adımımı atabilir kat ettiğim mesafeyi nasıl görebilirdim ki diye düşünüyordum.
Aylar sonra nihayet yataklar dolaplar halılar perdeler temin edildi yavaş yavaş ve sıra masama geldi..
Başlangıç noktam evin içindeydi artık,şu bir buçuk metrelik alan zeminiyle duvarıyla benimdi :)

Fedakârlık gerektiren durumlar yaşar insan,kabul.
bazen bu durumlar uzar,zaman aşımına uğrar bazen bir çok şey ve inanın bana fedakârlık çok ince ve hassas bir dengeye sahiptir,onun istismara dönüşmesi bazen çok küçük bir ân ve bu çizgiye bakıyor.
Unutmamalıyız bu yüzden nefes almamızı sağlayan uğraşlarımızı,kendimizi ifade etme yollarını kapatmamalıyız.
Bir şeyler üretmek ve bir şeyler yapmak illa beğenilsin diye yapılmamalı bu hataya düşürmemeliyiz kendimizi..ne varsa elimizden gelen önce bizim için yapılmalı,bizim içimizde hayat bulan bir şey olduğu için yapılmalı.

O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

15 Eylül 2018 Cumartesi

Kiremithanem Bir Yaşında


Ne kadar güzel bir mevsimde açmışım bu bloğu..Eylül ayında ilk yayınımı girmiş daha önceki başarısız blog yazma eylemlerimin verdiği ağırlık ve olumsuzluklara rağmen,görünmeyen kahramanlarım sayesinde Kiremithanem'in ilk yıldönümünü kutlama sevincini yaşıyorum bugün.
Yine görünmeyen bir kahraman tarafından hatırlatılan yıldönümüm ile ilgili kısacık bir şeyler yazmam gerektiğini düşündüm,verilmesi gereken bir hediye gibi veya verilmeyince yüreğinde taşıyacağın bir ağırlık gibi bir şey,içimden çıkması gerek.
Teşekkür ediyorum.
Ekranın karşı tarafında bulunan sesini duyuran veya duyurmadan sessizce beni okuyan takip eden her yüreğe,teşekkür ediyorum.
Bu sayfa sayesinde hayatıma benzersiz güzellikte bir pencere bir uzantım olmasını nasip eden Rabbime şükrediyorum.

Daha nice yıllara,her beraber inşaAllah..


O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

Siyah Beyaz - Kalp Odası



İçinden kelimeler tur
Her birinden ''gönül'' geçen kelimeler
Yollar tut içinden,her biri sana çıkan yollar
İçinden kendini tut,bütünleştir kalbini
Kahrolma artık
Kusma yüreğini
Kahrolsan böyle hep,yüklensen kendine delice
Ve hatta ölsen bu gidişle
Kuşlar ötecek
Taze insanlar doğacak
Gece örtecek
Nehirler akmaya devam edecek yine de
Etme
Herkese yüreğini dökme

Kaç
İçine kaç
Şimdi
Ardındaki kapı kilitli
Artık vakit
İçin için güzelleştirdiğin ''seni'' sevme vakti..






Bir kalp odan olmalı senin
Pencereleri perdesiz ve geniş olan
Camlarının kirinden utanmadan
Odaya sızan güneş ışınlarını seyredebilmelisin oradan

Gecelerin telveli sabahları taze kahveli olan
Kinden,öfkeden uzak bir köşede soyunabileceğin bir odan
Ellerinin çizgilerini anlayacak kadar kendine yakın
Adımlarının izlerini çözecek kadar kalbine yakın duran

Kalbini incitmeden yaşamayı öğren artık
Özür dilemeye layık göremediğim yüreğini öğren
Bir oda ayır kalbine
Güvenli
Bu yere kapat kendini
İtiraf et ona ettiğin tüm ihanetleri






O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

Yemek Bloguma Davetlisiniz

YUKARI