13 Temmuz 2019 Cumartesi

Kitaplığımı Boyadım


İşin aslı ben ilk görünümünü içime bir türlü sindirememiştim.Kitaplığımı seviyordum elbette ama nedense kitapların yeri daima önplanda ve evin en güzel yerinde olma fikrini savunuyordum,evet kütüphanem evimin tam göbeğinde ama istediğim kadar da önplanda değildi.
Gösteriş amaçlı değildir kitaplığım evvela bunun altını bi çizelim.Yani görünen kitapların çoğunu okudum,kimileri okunmayı bekliyor bazıları eşime ait bir kaçı ise çok sevilmiş hakkında dikkat çekici yorumlar yazıldığı için alınmış kitaplar olmalarına rağmen okumaya başladıktan sonra bir türlü sarmayan kitaplardır.
Öyle ya da böyle bunalr bizim kitaplarımız bu kütüphanemiz de evin baş tacı en güzel süsü ve değeridir bana göre.Bir yolunu bulsam da şu televizyonu da kapı önüne koyabilseydim onun yerine de bir kitaplık yapardım şüphesiz ama yalnız yaşamadığım için televizyona katlanmak zorundayım şimdilik.
Bu ayrı bir konu.
Çam yeşiline ayrı bir hayranlık besliyorum.
Doğanın en baskın rengi elbette yeşildir,verdiği huzur da tartışılmaz dolayısıyla bir doğasever olarak evimin içindeki bitki ve çiçekler dışında da şöyle okkalı bir yeşil renk yer alsın istiyordum.
Çam yeşili yeşil tonları arasında en sevdiğim renk tonudur dolayısıyla oldukça cesur bir karar diye nitelendirdiğim bu boyama kararını aldığım günden beri yapsam mı yapmasam mı diye tereddüt içindeydim.
Tatile sayılı gün kala günler bir türlü geçmeyince sonuç me olursa olsun kitaplığımı bir an evvel boyamaya karar verdim böylece hem günlerim boş geçmeyecek hem de zaman daha keyifli geçecekti diyerek gecenin yarısında fırçayı elime alarak boyamaya başladım.Ne yalan söyleyeyim ilk katını hiç mi hiç beğenmedim.


Kitaplığımızın ilk hali


Renk epey iddialı evin tam ortasında üstelik,geri dönüşü de yoktu başka bir boyam olmadığı için haliyle sonuna kadar gidilecekti.
Gidildi de.
Tam iki günümü aldı.
Üç kat boya gerekti.


Kızların da katkısı oldu


Burada ilk kat boyanın görüntüsü hiç de ümit verici değildi doğrusu


Ancak bunlar için denemeye değerdi..bu nası lbir güzelliktir Allah'ım..


Kitapseverler anlar ..


Yeşil ne kadar güzel bir renk ama değil mi?


Boyadıkça rengi ortaya çıkmaya başladı yavaş yavaş sinmeye başladı içime yavaş yavaş sevmeye ve benimsemeye başladım sayısız fotoğrafını çektim her açıdan çektim,raflardan indirdiğim kitaplarıma doya doya baktım okuduğum kitaplara baktıkça okurken hissettiğim duyguları hatırladım,o dönemde yaşanan sıkıntı veya mutlulukları canlandırdım.
Boyama işlemi bitince kitaplarımın tozunu aldım ve yerlerine koydum..



Üstte ilk hali altta son hali olmak üzere de eklemeliyim tabii ki.


Sizce de çok marjinal bir karar değil mi ama böyle bir renk seçimi?


Herşeye rağmen sonuç beni yanıltmadı,şu televizyon diyorum şu televizyon olmasaydı da oraya da bir kitaplık koysam şöyle genel kültür bilgileri içeren kitaplar veya fotoğraflı kitaplar hani olur ya kocaman kocaman ne bileyim herkesin eline alabileceği türden kitaplar olabilir veya masallar veya ne bileyim işte kitap olsun yeter ki..

Kitap olsun,kitaplar hep olsun..

İşte böyle canlar..mutluluğumu buraya da aktarmak istedim,düşüncelerinizi de merak etmiyor değilim hani ;)





O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

10 Temmuz 2019 Çarşamba

Az İnsan Çok Huzur Getirir Mi?


Az insan çok huzur cümlesini duymuşsunuzdur.Genel olarak kalabalıktan sıkılan,tahammülü azalmış,epey de yorulmuş insanlar tarafından söylenir.Bir ara ben de bu cümleyi söylesem mi diye düşünmedim değil,ama emin değildim.
Söylediğim her söze elbette kelimesi kelimesine dikkat edemiyorum insanım sonuçta ancak bazen böyle okkalı sözleri söylemeden şöyle bir duraksayıp üzerinde düşünürüm.
-Bana yakışan bir söz müdür bu?
-Peki içimdeki bir takım birikimlerin özeti olabilir mi?
-Arkasında durabileceğim bir şey mi? üçlemesinden geçirdikten sonra bir sözü veya kelimeyi alıp basarım gönül sözlüğümün yapraklarına ama bu az insan çok huzur sözünü diyecek gibi olmama rağmen diyemedim..
Arabayla dolaştım kasabamızda bugün.Yaz tatili gereği kasaba nerdeyse ıssız.Marketlerde sebzeler çürümeye yüz tutmuş fiyatlar indirime girmiş,sıkça kullanılan bir ürün tüketildiği takdirde yenisini bulup almak sıkıntı,yollarda insan sayısı da öyle az ki..
Karşılaştığım insanları nimet sayıyorum nerdeyse..
Oysa bir çok kişiyi sürekli görüyorum bazen görmesem de olur demişliğim vardı,ne oldu ki şimdi?..
Bunca insanın yokluğu bana bir bakıma huzur verecekken neden ikindi saatlerinde kahvemi alıp balkona oturduğumda kahvem ve kırmızı sardunyalarımla mutlu olamıyorum?..
Akli dengesi yerinde olmadığı için gün içinde defalarca balkonuna çıkıp yoldan geçenlere,çocuklara ve komşulara anlamsız sözler söyleyen belirsiz emirler yağdıran komşumun sesinden rahatsız olan ben değil miydim?..şimdi neden yokluğu bu kadar ağır gelmeye başladı?
Pencereler kapandı perdeler çekildi,sokakta araba sayısı azaldı,otobüslerdeki yolcu sayısı bir avuç kadar nerdeyse ve uçuşlar da artık eskisi kadar sık değil..gökyüzünde bulutlar toplandı,uçakların seyrek seferleri bulut oluşumuna dahi engel değil artık,nicedir bulut olmayan gökyüzünde bembeyaz koca koca bulutlar oluştu..
Bu ıssızlıktan çocuklar da payını aldı,sokakta oyun oynayacak çocuk sayısı nerdeyse bir elin parmakları kadar oldu ve pencereden çocuklara şeker atan yaşlı Yunanlı amca artık avuç avuç değil,sadece bir kaç şeker atar oldu..sevinç çığlıkları da yok oldu..
-Az insan çok huzur mu?..bu cümle yerinde mi,yoksa yersiz midir bilemem.
Daha önce varlığını hissetmediğimi düşündüğüm insanların yokluğunu hissediyorum ve neden,neden diyorum insan yokluğu ile de etkiliyor diğer insanları?..
Göçmenleri sevmeyen,her fırsatta bunu bir şekilde dile getiren yerlilerin gözleri bile birilerini bir şeylerini arar oldu..
-Herkes nereye gitti dediklerini duyar gibiyim..
-Gitme fırsatı olunca arkasına bakmadan gidilebiliyormuş demek ki insanlar,diyesim var diyemiyorum ama anlıyorum,her birinin yokluğunu hissediyorum..
Bir gevşeklik bir sıkıntı var havada..nereye gitti bunca insan?..
Sokakta çocukalarını azarlayan ana,hani her seferinde gözümün ucuyla baktığım kadının yokluğu neden bir boşluğun içine salıyor yüreğimi..

Biliyorum nedenini..
Her biri bir renk bir nefes bir dokunuş çünkü..
Ağacın gövdesi gibi,yaprağın damarları gibi,derelerin ayrık otları gibi,balıkçıların çöpe attığı balıklar gibi,veyahut kaldırımların kenarında açan çiçekler gibi..
Anladım ki herşey ve herkes gerekli..
Varlığını fark etmemiş olabiliriz ama her biri bir bütünün detayıdır,gereksinimidir..
Olmazsa olmazıdır ya da..
Gitsinler,kalmasınlar,rahatlarız güzel olur bize koymaz dediğimiz her ne varsa,var olduğu için beynimizi meşgul etmiş dikkatimizi istemesek de çekmiş,hayatımızda seçmiş olmasak bile yerini almış bizlere bir şeyler katıyormuş anlaşılan..
Bir kez daha anladım ki insan yerini hiç bir şey almaz,yerine ne koysan dolmaz..
Patavatsızlığı,yarım aklılığı,aşırı tepkisi veya dağınık görüntüsüyle bile insan insana gereklidir,elzemdir..
Az insan çok huzur bu yüzden cümle daracığımda yer almayacak sanırım.
En azından uzun bir süre daha bu böyle devam edecek çünkü her insan,muhatabım olsa da olmasa da,varlığı beni memnun etse de etmese de bir yerde ise eğer bir amaç ve bir hizmet uğruna oradadır..
İnsana insan lazımdır velev ki o insan istediğin gibi biri olmasa da,beğenmesen varlığına tahammül gösteremesen bile o insan bir yerdeyse,o yerdeyse ve evet istemesen bile senin burnunun dibindeyse vardır bir sebebi ve her ne kadar anlamasan kabullenmesen bilmek istemesen bile hayatına bir katkısı vardır,hayatına girmiştir,sana istemesen de bir şeyler katmıştır,az değil çok miktarda,umduğun gibi değil gerekli olduğu kadar üstelik..
Herkes olması gerektiği yerdedir,herşey olması gerektiği gibidir.
İnan ki.


O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

6 Temmuz 2019 Cumartesi

Kırk Düşünce


Kendi kendinize konuşur musunuz?..ahh,bunu çok yaparım..kendime çok şey anlatırım,Almanyaya geldiğimden beri kendimle o kadar yalnız kaldım ki duymak istediklerimi sesli olarak kendime söylemeyi bir borç bilirim :)
Nicedir ben 40 yaşım ile ilgili bir yazı yazmak istiyordum(niceden kastım yıllardır)ancak nedense böyle bir yazı bu güne dek hiç yazılamadı...ihtiyaç gibidir aslında..belki yıllar sonra açıp okuyunca şimdiki ben'i daha net anlarım kimbilir veya ne bileyim insan bazı şeyleri duymak ister ya birilerinden işte sen o zamanlar öyle düşünüyordun bu şekilde hareket ediyordun sevmediğin bir takım şeyler vardı gibisinden,eh,böyle birileri de olmayınca veya tüm bunları birilerinden öğrenemeyeceğini bilince insan kendi kendine bir takım şeyleri söyleyebilir diye düşünüyorum.
Ne çok düşünüyorum :)
Konuşurum kendime,alay ederim bir çok şeyimle,çapkın bakışlar atarım aynadaki kendime :)..bazen de kanaat ettiklerimi sesli olarak söylerim,yaptıklarımı yorumlarım olumsuz yorumlar da yaptığım olmuştur motive edici yorumlar da bazen gülerim bazı hallerime nasılsa yabancı birileri yok diye rahat içim..bu yazı da sesli söylemlerin bir çıktısı gibi bir şey..hani sesli olmasa bile insanın içinde sohbetler geçer ya..işte böyle bir sohbettir aşağıdaki yazı..soru soran yok karşımda ama cevapları çoktan verilmiş bir takım durumların meyvelerini de inkâr edecek değilim,her biri tat bakımından pek tatlı olmasa da keleğine de lezzetlisine de rastlamış olduk bir kere..
Aşağıdaki diyalog akıl nefs ve vicdan karışımının üründür..

  1. Kimse seni Allah gibi anlayamaz..
  2. Olduğum gibi davranamam diye ödüm patlıyor,yapmacık olurum diye de ödüm patlıyor.
  3. Kalbini değil vicdanını dinle.Kalp nefse uymaya daha çok meyillidir vicdan öyle değildir.
  4. Bazı şeyleri kabullenmekte zorlanabilirim,herkes zorlanabilir.
  5. Günümüz insanının sahip olabileceği her şeye sahip olduğunu düşünüyorum,gerisi aç gözlülükten ibarettir..Sahip olduklarımızın şükrünü edemiyoruz bir de daha fazlasını istiyoruz.
  6. Çok fazla sayıda hata yapmadım hayatımda,bir kaç tane büyük hata yaptım ama.
  7. Ömrümün yarısını dinden uzak yarısını da dini inançlarıma sıkı kalmaya çalışarak yaşadım yaşamaya da inşaAllah sonuna kadar devam etmek istiyorum.
  8. Her iki tarafı da çok iyi bildiğim için dinim ve inancım ile ilgili konuşmak bana bir nevi rahatlık güç ve özgürlük veriyor.İki tarafta da bulunmuş biriyim bu yüzden karşıma çıkıp da inancım ile ilgili olumsuz konuşacak olan kişi epey zorlanacaktır.Ben şu anda bulunduğum noktada senin (dinden uzak yaşayıp dinimi yargılayanlardan söz ediyorum tabii ki) olduğun noktayı yaşadım biliyorum peki sen benim yaşadığım ve bulunduğum noktaya gelip yaşamadan inancım hakkında nasıl konuşabiliyorsun?.diyebiliyorum.
  9. Anne olarak müdahaleci yönümün biraz ağır bastığını düşünüyorum,koruyucu yanım da öyledir.
  10. Buna rağmen çoçuklarımın güçlü olarak yetişmesini istiyorum.
  11. Oğlum (şu anda yirmi yaşında),kaç yaşına gelirse gelsin beni hatırlamasından gün içinde arayıp hatrımı sormasından hoşnut oluyorum :)
  12. Zayıf bir görünüme sahibim zayıf bir yapıya değil.
  13. Çok yönlü bir insanım,birden çok yeteneğim olduğunu söyleyebilirim ama bu hem lütuf hem de lanet gibidir bazen çünkü bir yerlerde dikiş tutturmakta sıkıntı çekiyorum! :)
  14. Konuşmak istiyorum.
  15. Söylemek istediğimi yazacak olursam söylemek istediğimin yüzde ellisini kaybediyorum.
  16. Hayal ederek anlatmak hoşuma gidiyor,kendimi daha zengin hissediyorum.
  17. Zenginlik dedim de bana göre dünyanın en büyük zenginliği iç huzurudur,buz dolabım ve mutfak dolaplarım dolu olmayıp gönlümde bolca huzur hissettiğim zamanlarımın sayısı çoktur.
  18. Dolap demişken doluluk sadece manen mümkün kanımca.
  19. İnsanın içi kendisini huzurlu hissedecek oranda dolu değilse,dolapların çevresinin veya cüzdanının dolu olması pek bir şey ifade etmiyor.
  20. İnsanlardan ne bekliyorsan insanlara onu ver..
  21. Liste yapmak günü kurtarır.
  22. Dünyada çok büyük acılar var benimkiler ne ki?
  23. Büyüdükçe iç dünyam daha sessiz dış dünya daha da gürültülü oluyor.
  24. Müziğin hemen hemen her türünü severim,bana göre her tarzın içinde cevherler mevcuttur.
  25. Fark ettim ki bazı şeylerin gerçekleşmesi için gözümüzü başka yöne çevirmemiz gerekebiliyor bazen.
  26. Yüksek ses psikolojimi olumsuz etkiliyor.
  27. Gün herekese 24 saattir.
  28. Hoşuma gitmediği halde uzun zaman bir duruma katlanabiliyorum.Örneğin yirmi yıl boyunca katlandığım durumlar olmuştur.
  29. Bir şeyi bir kez başardıysam tekrar başarabileceğime inanıyorum(ne kadar zor görünse de).
  30. İçimdeki kız çocuğu asla büyüyemiyor.
  31. Özel anlarımı paylaşmaktan asla keyif almıyorum hele göstermeyi hiç sevmiyorum ancak benim de bu paylaşma furyasına bir kaç kez malzeme olmuşluğum vardır.Pişmanım.
  32. Kahkaha ile gülenlerin büyük kederler sakladığına inanıyorum.
  33. Dünya bazen gözüme Cennet numunesi gibi bazen de Cehennem gibi görünüyor.
  34. Kendimiz olamıyoruz,kendimiz olsak çok şey değişecek..
  35. Bir insanın çok zeki oluşu her şey değildir.
  36. Ölümle burun buruna gelmenin ne demek olduğunu biliyorum.
  37. Bilimin ruhu asla çözemeyeceğine inanıyorum,bir şeyler daima gizli kalacaktır.
  38. Hiç bir şeye şaşırmıyorum,insanoğlunun her şeyi yapabileceğine inanıyorum.
  39. Benim için en sevdiğim renk en sevdiğim yer en sevdiğim insan diye bir şey yoktur.
  40. İçimde kimseye söylemediğim büyük gerçekler var.İnsanların kaldıramayacağı gerçekler.Bu tür gerçeklerin her insanda olduğuna inanıyorum.

Maddeler hakkında ne düşünüyorsunuz henüz bilemiyorum ancak yorum kutusunu size bırakıyorum lütfen boş geçmeyin.
Şu şarkıyı da armağan edeyim son olarak..



Sıkmayın canınızı ;)


O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

4 Temmuz 2019 Perşembe

Boş Beyin


Sonu iyi olacak dediğime göre evvela iyiden başlayayım..
İyi olan bir şey var o da şudur ki;
Kendimize yalancıyız.
Yapayız,sentetiğiz,kompleks içindeyiz,gerilimden dolayı yumak gibi karmakarışık ilgi alanlarımıza girmediği halde ilgi çemberimize sokulanlardan dolayı rahatsızız ama bunu dile getiremeyecek kadar da uyutulduğumuz için şaşkınız,birbirimzie benzetilmeye çalışıyoruz farklılıklarımızla ve tercihlerimizle topa tutuluyoruz ve nihayetinde tek renk olmaya zorlanıyoruz.
Bu bir terördür ve hatta psikolojik bir savaş diyebilirim.
Bunun neresi iyi diyebilirsiniz?..
Bu iyi bir şeydir çünkü farkındalık içerir.
Altını çizdim.

Çünkü;
Samimiyetsizliğimiz bu dereceye ulaşmış bulunuyor ve ne yazık ki değil biraz çok çok fazla miktarda hem kendimizi hem kendimize özgü o yanıp duran kıvılcımı yavaş yavaş söndürüyoruz.
Bilinçsiz olarak tabii ki.
O kadar fazla yüklenemem kimselere ama içimizdeki kıvılcımın yavaş yavaş söndüğüne dair hiç bir şüphem yok.
Alakasız gelebilir ama şu anda şöyle bir cümleyi haykırarak buraya yazmak istiyorum.
İYİ-Kİ BLOG-LAR VAR!...

Ne kapatmayı ne gitmeyi ne de pes etmeyi düşünmeyin.
Gitmeyin,vazgeçmeyin.
Nolur..
Kimse için olmasa bile kendiniz için inanılmaz güzellikte bir şey inşa ettiğinize yemin edebilirim.
Evet iyi ki bloglar var ve iyi ki yazıyoruz ve evet iyi ki bir çok kişi tarafından keşfedilmiyor iyi ki eskisi gibi veya eskiden olduğu gibi popüler değil buraları çünkü şu var;
Buraları kalite kokuyor!..
Sen kokuyor ben kokuyor o kokuyor..
Ruh ve sıkıntıları kokuyor.
Merakları ve içinde tutamadıkları kokuyor.
İnsan kokuyor kısaca..

Bizden almak istedikleri şeylerdir bunlar..
Buraları biz kokuyor canlar..

Bunu blogumdan uzak kaldığım süre boyunca fark ettim.
Instagram denen o UYGULAMANIN ne kadar kalıplaşmış ne kadar sınırlandırıcı ne kadar yönlendirici olduğunu fark ettiğim gün anladım.
Kullanmayan var mı?
Parmak kaldırsın!
Yapaylığını,samimiyetsizliğini ve acımasızlığını fark eden var mı peki?
Eminim ki tam olarak fark etmese bile huzursuzluk duyan ama bunu adlandıramayan kişi sayısı çoktur..blog yazdığım için siz blogcanlara sesleniyor ve haykırıyorum!

Bloglarımız çok güzel ve bloglar iyi ki varlar.
Instagramdan bahsedeceğim bugün evet.
Bloglardan bahsedeceğim.
Senden bahsedeceğim.
Benden bahsedeceğim.

Güzel şeyler yazacağım.
Uzun bir yazı olacak.
Yazacağım..

Sevgili gözü kelimelerimde olan can,bunları gecenin bir vakti yazıyorum tam olarak da saat şu anda 02:16.
Pc'yi her açtığımda dinlediğim müzik türünü de açtım dinliyorum.
Bunu.
Yanımda nescafeli kupam duruyor hava serin ve güzel,çocuklarım uyumuş kafam çok dingin çok huzurlu ufkum da oldukça açık sayılır.
Başımın üzerinde bir kantar sallanıp durdu günlerce içimde de hassas bir terazi..
Başımdaki kantar ağırdı çekilmezdi sinir ediciydi.
Canımın sıkılmasına sebepti.
İçimdeki hassas terazi ise çok daha duyarlı çok daha merhametliydi ve evet bunları yazmama vesile oldu.
Cümlelerimi,yazım şeklimi,imla hatalarımı bağışlayın,sadece bu seferlik değil her daim bağışlayın çünkü bakınız ben bir ilkokul mezunuyum ve bundan ötesine gidip okuyamadığımı çekinmeden yazıyorum.
Blogumdan uzak kalışımın sebebi Instagrama takılışımdı.
Yok öyle deli gibi paylaşım yapmadım ama abartısız her gün ve gün içidne bir çok kez Instagramda gezerken buldum kendimi.
Bazen bilinçli olarak hesaptan hesaba geçiyordum bazen ne yapacağımı bilemediğim için hesaptan hesaba geçiyordum..
Oysa yapacak o kadar çok işim var ki benim ama yok ben o uygulamadan çıkıp da yapmam gerekeni yapacağım yerde acaba bu uygulamada daha neler var nelere bakabilirim diyerek anlamsız bir tatmin peşine düşmüş gibiydim.
Ve öyle bir an geldi ki karşıma çıkan herşey,fotoğrafını gördüğüm herkes sıradanlaştı gözlerimde..
Takip ettiğimiz hesapların çoğu faydalı hesaplar insana katkısı olan hesaplar olmasıan rağmen kalıplaştı,sıradanlaştı aniden..
İlgi alanlarımın değiştiğini yavaş yavaş benim de değiştiğimi (olumsuz yönde)fark ettim..
Dünyaya bakış açım,ilgi alanlarım,zevklerim ve tercihlerim bir anda yok olup başkalarının hobileri başkalarının tercihleri ve hatta sevinçleri ve hatta özel anları benim hayatıma hücüm ediyor benim hayatıma girmeye çalışıyordu sanki.
Bu yetmezmiş gibi başka insanların saçma düşünceleri de,sırf canı sıkıldığı için paylaştığı bir görseli de ciddiye almaya başladığımı fark ettim.
Tam da bu noktada sorgulamaya başladım merak etmeye başladım..
Benim ilgi alanlarım neydi?
Özel olarak keyif aldığım şeyler neydi?
Yapmaktan hoşlandığım şeyler beni mutlu eden bana huzur veren şeyler neydi?
Şal bağlama beni ne kadar ilgimi çekiyordu eskiden sahi?
Birilerinin sabah kahveyi nasıl bir fincanda içtiğini görmek günüme ve hayatıma nasıl bir katkıda bulunuyordu acaba ve evet filanca komşumun kızını banyo yaptırırken işittiğim azarlar nasıl oluyordu da tatlı bir anne kız görseli ile benim telefonuma geliyordu?..
O değilmiydi çocuğu azarlayıp ''bıktım artık'' diye bağıran kadın?
Peki şu anda çocuğun televizyon karşısındaki dansını,yoğurt yiyişinden duyduğu mutluluğu denizden çıakrkenki sevimli halini paylaşarak bana nasıl bir mesaj veriliyordu acaba?..
Bunların hangisi gerçek hangisi yapay/yalan/yapmacıktı?..

Duyduklarım mı gördüklerim mi?..
Şaşırtıcı ve çıldırtıcı bir ikilem içine girdim.
Girdim ve çıkmakta zorlandım..
Bunca görselin beynimi bombalamasına,hayatımdaki güzellikleri gölgelemesine nasıl müsaade ettim ben?..

Düşünmeden edemedim demeyi isterdim ama düşünemedim.
Gördüklerimden çok benim,severek ilgi ve tutku ile yaptıklarımı hatırlamayı istediğim halde hatırlayamadım desem inanır mısınız?..
Evet!..
Ben neyi seviyordum,ben nasıl mutlu oluyordum ve beni ben yapan küçük ama hayatıma anlam katan şeyler nelerdi?
Neden hatırlayamıyorum?..
Sanırsın ki beynimin her odası çöplerle kahve fincanlarıyla,denizden çıkan bir bebenin fotoğraflarıyla şal bağlama videolarıyla,ayakkabısını gösteren,tatil yerlerini gün içinde defalarca paylaşanların hatta yediklerini bile bile her öğün gözüme sokanlarla tıka basa doldurulmuştu..

Ben yokum sanki..
Dopdolu ve binlerce fikre sahip olan beynimin kapılarını birileri açmış da içine isteyen girmiş sanki..
Kimdir bu girenler ne ara girdiler ve ben ne ara böylesine uyuştum böylesine seyirci böylesine kayıtsız kalmıştım?..
Kendimi çok çok özlediğimi hissettim.
Yerimden kalkıp kendimi arayasım vardı,her odaya her köşeye her çekmece her dolaba bakasım vardı..özledim kendimi ben özledim sevdiğim şeyleri,nerede bulurum beni,bulduğum anda sıkı sıkı sarılmak sallamak kendine gel demek istedim..
Neredeydim ben?..
Ben!..
Hangi rengi seviyordum hangi kokudan etkileniyordum en son ne zaman gerçekten ve tam olarak bir manzaraya doya doya bakmıştım en son hangi meyveyi hangi yemeği içime çekerek koklamıştım sahi?
B E N ?
En son ne zaman sabah uyandığımda gökyüzüne bakmıştım en son ne zaman beynimi ateşleyen bir soruyla karşılaşmış veya en son ne zaman iç dünyamı alt üst edecek bir farkındalık ile bilincimin suları kaynamış fışkırmış hatta fokurdamıştı?..

Tüm bu duygular nereye gitmişti sahi?..
Uzunluğu maksimum bir dakika olan videolar mı aldı götürdü tüm bunları yoksa çekilmesi sadece bir salisiye gerektiren ama gün boyunca benim yorgun ve mutsuz olmama sebep olan o gördüğüm anlamsız sahte gülüşlü fotoğraf mı aldı götürdü?..

Küçücük bir uygulama küçücük bir ikon hani üzerine basmasam bana hiç bir etkisi olmayacak benim hayatıma asla teneffüs etmeyecek minicik bir şey ,bir iğne ucu kadar küçük bir şey bütün beynimi kazımayı nasıl ne ara başardı?

Oysa blogum öyle mi?
Bir yayını hazırlamak sizinle buluşturmak paylaşarak gerçekten mutlu olmak,yeri gelince bilgimi buraya aktarmak deneyimlerimden bahsetmek sizinle iletişim içinde olmak ne kadar güzel bir şey değil mi?..
Yorumlarınızı heyecanla beklemek,sevgiyle cevaplamak,iletişim kurarak sizin benim benim sizi yavaş yavaş tanımak,her birinizin yayınlarını okuma listemde görerek şimdi bunu biraz sonra bun udaha sonra da bunu okurum diyerek dünyalarınıza girmek ilgi alanlarınızın bir parçası olmak kadar güzel bir şey var mıydı sahi.?
Tüm bu güzellikleri kim silmişti beynimden neden nasıl bu kadar çabuk unutturabilmişti?
Masamın ucu kollarımı açıttı.
Çizgiler belirmeye başladı.
Yazdıkça yazmak istiyorum yine de.Anlatasım var,içimi dökesim var.
Her birinizi kolunuzdan tutup:
Bloglarınızı bırakmayın!..
Hobilerinizi bırakmayın!..
Sizi mutlu eden şeyler (her ne kadar birilerine saçma veya anlamsız gelse bile) bırakmayın!..diye bağırasım var..
Bloglarınızı bırakmayın..
Pes etmeyin,çevrenize bakmayın,popüler olanı ilgi göreni önemsemeyin demek istiyorum size.
Siz kendiniz olun içinizdekileri yazın anlatın ne olur paylaşın..
En doğal halinizle,samimiyetinizle lütfen buralarda hep var olun..
Sizinle zenginleşiyorum,paylaşmanın tadına varıyorum,öğreniyorum..
Lütfen pes etmeyin..
Lütfen gitmeyin..



PS:
Instagrama daha az giriyorum.
Hiç girmem demiyorum ama ilgi alanlarımı hobilerimi artık ihmal etmek istemediğimi ve çok özlediğimi anladığım andan itibaren onlara daha çok vakit ve enerji harcamak istediğimihissediyorum.
Bir gece Instagramda değil de başka yerlerde dolaşmaya karar verdim,eskiden ilgimi çeken şeylerin ne olduğunu hatırlamaya çalışarak o yönde yol almaya çalıştım ve karşıma inanılmaz güzellikte şeyler çıktı.
Yeni insanlar,aydın isnanlar,zeki insanlar,ilham alabileceğim ve aldığım insanlar..
İnşallah bunları da ayrı bir yayında paylaşacağım sizinle :)

Gülümsüyorum..
Çünkü bu yeni keşifleri sizinle paylaşmak beni gerçekten mutlu edecek,biliyorum

:)







O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

Yemek Bloguma Davetlisiniz

YUKARI