13 Ağustos 2018 Pazartesi

Edirne Pazarkule


Bir günlük gezi için Edirneye gittik çocuklarla..çocuklarım henüz buraları görmemişti biz de özlemiştik dolayısıyla bize yakın sayıldığı için yola koyulduk..Edirne hakkında ne yazılsa az ve yetersizdir..



Ülkeye girişimizi Pazarkule'den yaptık bir çok tatilci gibi diyeyim,Almancı demek istemiyorum diyenleri de kınarım buradan.Demeyin öyle kırıcı oluyorsunuz.
Kimileri yürüyerek hudut kapısını geçiyordu.Kimileri araçlarıyla.Kapıda biraz bekledik ama çok kısa bir mesafe olduğu için oldukça keyifliydi diyebilirim..etrafta tavus kuşları da bize eşlik etti,onları görmek güzeldi..Askeri bölge olduğu için fotoğraf çekmek yasaktı.

 

Kısa bir süre sonra Selimiye tüm ihtişamı ile karşımzıa çıktı..onu görmek güzeldir her zaman..



Kısa bir mola biraz kahvaltı bir çay içip dolaştık..kalabalıktı,insanlar alışveriş telaşı içindeydi..Yunanistandan gelen çok sayıda turist vardı ve her yer cıvıl cıvıldı..


Edirne Kapalıçarşı
Bu çarşının çıkışı camiye ulaştırıyor sizi hemen çıkışta çok tatlı dilli ellerinde minik kolyeler olan şahıslar karşılıyor sizi..amaçları ne size bilgi vermek ne de tatlı dille karşılamaktır,amaçları size bu kolyeleri satmaktır.
Bize de sattılar.


Mimar Sinan'ın eserleri her daim muazzamdır..Selimiye Camiisi de öyledir şüphesiz..


Günlerden Cumaydı ve Cuma namazı kılındı..








Selimiye Camiisi Dünya Mirasları listesinde de yerini almaktadır.


Bu karede bir parça abi kardeş sevgisi yer alıyor..
Çocuklar da dünya mirasıdır :)


Çevre düzenlemesi için çalışmalar başlatılmış..yapılandırma ve restorasyon izlerine rastladık..


Ben kanun dedim çocukalr top dedi..evet bu bir top yanındaki de Mimar Sinan..Allah Ondan Razı Olsun!..

Hey Gidi Koca Sinan..


Bir dünya güzeli..



Berber Asan'ın dükkanı..


Berber Aan'nın ta kendisi :))


Meşhur arnavut ciğeri yendi,lokantadan fotoğraflar çekildi..öyle meşhur bir lokanta ki adını unuttum :)



Türkiye'nin en küçük ağasının kıyafeti..


Camii içinden kareler..


Çok hızlı geçti..bir günlük geziler genelde hep böyledir.
Hayır,tadını çıkaramıyorsun sürekli fotoğraf çekiyorsun,geride kalıyorsun ve beraber yürüdüklerini kaybediyorsun.


Telefonun olmuyor arayıp da bulamıyorsun..sana garip garip bakanlar oluyor,çaktırmadan çekmek istediğin fotoğrafa sokulanlar yer almak için girişimlerde bulunanlar oluyor(üst karede böyle bir şahıs mevcut!!!)..
Çantanı kollamak zorundasın,hırsızlık peşinde olanları aklından çıkartmıyorsun,arada bir objektif değiştirmeye çalışıyorsun,çantanı kapatmayı ihmal etmiyorsun..defalarca böyle tedbir içinde geziyorsun işte..
Demek istediğim gerçekten geziye gidecekseniz ya fotoğraf çekmeyeceksiniz ya da bir kaç günlüğüne gideceksiniz..

Sevgiler..


tamamını gör
PAYLAŞ:

12 Ağustos 2018 Pazar

Okuyalım:Dostoyevski:Suç ve Ceza (Bir Kez Daha)



Suç ve Ceza bir kez daha okundu..
Bu kitap genç kızlık yıllarımda okuduğum ilk kitaptı.
O zamanlar ağır gelmiş pek anlamamıştım.
Henüz ne yara almış ne hayatı tanımıştım.
Oysa şimdi yıllar sonra ve bir çok ruh halini yaşamış biri olarak okuduğumda kendi ruh hallerimi ve ruhsal durumlarımi daha iyi anlayabiliyorum.
İnsan bunu yapıyor işte.
Kendisi maskesini düşüremeyince bir başkasının gerçeğine veya bir yazarın satırlarındaki kahramanına bürünmeyi tercih ediyor ve bu insanın ruh haliyle yola çıkarak kısmen hatalı veya yanlış olsa bile ruhundaki çıkmazları ve acıları fark edebiliyor.
Evet,konuşmamız için değil,artık kendimizi anlatmamız veya anlamamız için bile bir maskeye veya bir katilin kafasındakilere ihtiyaç duyabiliyoruz anlaşılan..

Çare hep ümit etmekte,hayal etmekte.
Dünyanın en kötü insanı olsa bile bir insan..toplumun kurallarına aykırı bir suç işlemiş olsa bile,canını ve ruhunu ancak ümit ederek hayal ederek aydınlığa götürebilir..
Yüreği milyonlarca yerinden çatlamış veya kırılmış biri olsanız bile o çatlaklardan ümit ışıklarını duyma ihtiyacını duyuyorsunuz içinizde..
İnsan aşırı gidebildiği kadar,batabildiği kadar dibe de batabilir.
Ve çoğunlukla bu batışı ve dibe vuruşu daha güçlü daha iradeli bir insanı gün ışığına çıkarır.


Ümit edeceksin katil olsan bile.
Ümit edeceksin herkesi kendi elinle kendinden uzaklaştırmış olsan bile.
Ümit edeceksin yapayalnız kalman gerektiğine kendini inandırmış olsan bile.
Sevgi isteyeceksin,istemiyorum desen bile.

Her davranışımız bu iki kurtarıcı duygu ile yeşerip tekrar can bulur.
Yürüyeceksin çünkü başka çaresi yok bunun..
Yaralarınla yürüyeceksin.
Kendini acıttıklarınla yürüyeceksin.


KISA BASİT VE ANLAŞILIR ALINTILARIN ÖNEMLİ OLMADIĞINI İDDİA EDEMEZ HİÇ KİMSE:

dolayısıyla..


*Doğayı reddediyorlar.Bu sebeplerden dolayıo tarihten hoşlanmıyorlar.Ondan budalalıklar dizisi olarak söz ediyor,orada aptallık,vahşet ve gafletten başka bir şey yok,diyorlar.
Hayattan,yaşamaktan nefret ediyorlar.Bu yüzden de yaşayan bireylere tahammül edemiyorlar.Ryhlarla ise,hiç ilgileri yok.Yaşayan ruh hayat ister.Ruh,matematikçilerin kurallarına uymaz,isyankârdır.
Onların istediği ise,belki Hint lastiğinden yapılmış bir şey.
İtiraz etmez ve matematiğin bütün kurallarına uyar.
Şunu söyleyebiliriz;tek düşündükleri,yeni yollar,binalar,fabrikalar yapmak.Her şey hazır,ama insan ruhu hayata doyamadı,yaşamak istiyor.
Mezarı özlemedi daha..
Doğayı mantıkla yenemezsin.
Mantık,ihtimalleri önceden hesaplar,ama milyonlarca ihtimal vardır.Bunları bırakalım da rahatlık problemlerine el atalım.,böylece çözümlemek yolunda bir adım atmış sayılırız.
Fakat bu çok açık,üstünde düşünmeye gerek yok.
Önemli olan bu..
Düşünmeyeceksin..
Hayatın bütün sırrı,iki kitap sayfasında yazılıdır..

*Bu çağda rahatlık,hayatın amacı olarak gösteriliyor.

*Fırtına sizi kıyıya sürükler ve güven içinde yaşatır.

*Bir gün zorunlu olarak inanacaksınız.Hayat sizi buna zorlayacak.

Suç ve Ceza kitabını henüz okumadıysan oku derim,okuduysan bir kez daha oku derim..
İnsanın ruh hallerini böylesine sürükleyici bir şekilde analiz edip heyecanı hep aynı dozda tutup verebilen başka bir yazar var mı bilmiyorum.
Okurken kendinizi de kahramanların yerine koymak dışında,dönemin durumlarını da iliklerinize dek hissedebilirsiniz..


tamamını gör
PAYLAŞ:

11 Ağustos 2018 Cumartesi

Kemal



Hani bir zamanlar Bir Kedi İstiyorum demiştim ya..Allah'In güzel ve başarılı işleri..o yayında kullandığım görseldeki kediye ve bizim kedimize bakmanızı rica ediyorum,nasıl da benziyorlar değil mi..SubhanAllah..
Heyecanlıyım..bir bir anlatıyorum hemen..
Bu düşünce hiç gitmiyordu aklımdan ve memlekete gittiğimde gözüm hep kedilerdeydi..ama hiç biri ne yaklaşıyor ne de yakınlık gösteriyordu..
Sonra..bir kedimiz oldu..




Kemal öksüzdür,ne anacığı ne de kardeşleri vardır..şehirde bulunan bütün veterinlere uğrayarak bir kedi istediğimizi söyledik ancak her daim bağış için ilanlarla dolup taşan veterinerlerin bize vereceği bir kedisi bile yoktu..
Bir not kağıdı üzerine yazılı olan bilgilerden yola çıkarak en son gittiğimiz bir pet shop'tan Kemal'e ulaştık..
Bulunduğu evde iki kedi daha vardı ve bu kediler Kemal'i asla yanlarında istemiyordu..
Bu sebepten dolayı yavru kedi için başka bir yuva bulmak elzem olmuş..böylece biz de bir kediye sahip olmuş bulunduk.





Kilometrelerce yoldan geldi..hoş geldi sefalar getirdi..mahallenin maskotu oldu.
Eve her gün okuldan ekstradan bir çocuk daha geliyor onu görmeye..Kemal bu durumdan bazen rahatsızlık duyuyor ama ilgi hiç bir zaman fazla gelmediği için katlanıyor.



Eve geldiği ilk gece kızların yanında yattı..büyük kızımın eli üzerine elini koydu..
Bütün gün kızlarla beraber olmak istiyor,onlar oyun oynarken yanlarında durmak istiyor..
Bazı geceler yanıma gelip yüzümü ısırıyor,beni uyandırmak oyun oynamak istiyor..



Oyun oynamayı seviyor..



Çeşitli oyuncaklar aldık ona örneğin iki tane zilli top,mor renkte saçaklı bir top vs..
Henüz çok bakımsız ve çok zayıf..tam olarak kaç aylık olduğunu bilmiyorum..
Tuvalet eğitimini başarıyla tamamladık..günde iki kez yemek veriyorum arada da kuru mama veriyorum..
Henüz dışarıya çıkarmadık,kaçar ve kaybolur diye korkuyorum..
Dilerim uzun yıllar bizimle olursun,çünkü sen evimize çok çok yakışıyorsun,Kemal :)


tamamını gör
PAYLAŞ:

Makedonya-Üsküp


Makedonya'ya gün batarken ulaştık.
Saat 8 suları.
Otobanın sağı solu yemyeşil tarlalarla dolu..
Yağmur başlıyor.
Hava bunaltıcı derecede sıcak.
Sıcağı artıran bir şey daha var yalnız.
Hüzün ve burukluk..bu hüzün neyin nesidir,kaynağı nedir?
Bir burukluk hissi..bir acı,sanki bir savaş sonrası gibi bir duygu.
Sanki bi topraklarda yaşananların ve onları yaşayanların acısı ve matemi yağıyordu usul usul.
Birden yüreği sıkışıyor insanın.
Eşime dönüp soruyorum.
-Senin de için sıkıldı mi?..
-Evet,dedi.
Her hangi bir ülkeden geçmek gibi değil buradan geçmek.
Insan anlamsız ve sebepsiz bir şekilde hüzne kapılıyor.
Demek ki acı asırlar sonra bile yok olmuyor.
Hisseden hissedebiliyor,kokusunu yıllar sonra bile alabiliyordu..acı çekenlerin acısına ortak bulup can yakabiliyordu..


İstikametimiz Üsküp'tü,geceyi burada geçirecektik..
Şehre ulaştığımızda hava iyice kararmış gece olmuştu..internetimiz olmadığı için her hangi bir otel arayışına giremedik.
Eski usul sorarak bulacaktık anlaşılan..
Şehrin merkezine indik..



Şehir çok etkileyiciydi..her tarafta ışıklandırılmış tarihi yapılar boy gösteriyordu..insanlar yürüyüşe çıkmış yarı çıplak gençlerin arasında çarşafa bürünmüş olanları da gördük..
Arabayı bu yapılara yakın bir yere park ettik,az ileride çarşaflı bir bayan eşi ve bebek arabasında bebeği vardı.
Arabadan inip onlara yaklaştım.
Selam verdim..
Bayan selamımı aldı,biraz Türkçe bildiğini söyledi.
Ardından bizi güvenli bir yere yönlendirdi.
Karşımıza ilk çıkan otel Modern Sultan Oteli'ydi..muazzam güzellikte bir yer.
Resepsiyonda kimsecikler yoktu,şık lobide ağır kumaştan perdeler,şık masa ve sandalyeler yer alıyordu.
Masanın birinde dizüstü bir bilgisayar üzerinde kalın bir defter bir de dini bir kitap vardı..kısa bir süre sonra personel ile görüştük.
Yanımzıda kedimiz vardı ve hava yağmurluydu.
Kediyi ne ettiysek otele almak için ikna edemedik,arabada da bırakmayı göze alamadık böylece bu güzel otelden minik bir canlıya ev sahipliği yapacak kadar insancıl davranamadıkları için vazgeçip başka bir otel arayışına girdik..
Otelin çıkışında iki Ukraynalı bayanile karşılaştık.Kediyi gördüklerinde kendilerini alamayıp sevmeye başladılar.Durumu anlattık.
Kaldıkları otele alabileceklerini hatta bizim de kalabileceğimizi dahi söylediler..
Böylece Üsküp'ün antik şehir diye adlandırabileceğim en samimi en sıcak en güzel yerini keşfetmiş olduk..

Şehrin bu bölgesinde otellerin çoğu Türk ismi taşır..bölge sakinleri de Türkçe konuşur.
Bize hiç de yabancı olmayan bir yaklaşım sıcaklık ve yakınlık ile yaklaştılar..yoğunluk nedeniyle oda bulmak zordu ama bulundu..kedimiz de dediğim gibi o iki bayan ile beraber odalarında sabahladı..
Üsküp geceleri bangır bangır müzik,kalabalık ve hareketliydi..
Otelimizin penceresi terk edilmiş bir alana bakıyordu..ne diye fotoğraf çekmedim ki..şimdi anlatmak zorunda kalacağım :)
Catılı evler köy evlerine benziyordu,balkonları tamamiyle ahşaptı..günümüzde bile bu evlerde virane olmalarına rağmen kalanlar vardı..
Birileri bir havlu bir pantolon bir gömlek yıkayıp alelacele kurumaya bırakmıştı..incir ağaçları,ceviz ağaçları eskiden uzak duran evlerin aradaki boşluğu doldurup bu evleri nerdeyse birleştirmişti..
Sabah uyandığımda çamaşırlar toplanmıştı,demek ki gerçekten de buralarda birileri kalıyordu..


Kaldığımız otelin adını hatırlamıyorum ancak kedimize ev sahipliği yapan otel hakkında mutlaka bahsedeceğim..
Çok lüks ve modern olan otel kedimizi almayı kabul etmedi,beş katlı olmasına rağmen balkonunda dahi yavru bir canlıya yer vermedi.
Konak Otel tam tersi..hem kedimizi kabul etti hem de samimiyeti ve tatlı diliyle gönlümüzü fethetti..kartını alıp bu güzel yere bir kez daha gelip daha uzun kalmaya söz verdik..


İstanbul'u anımsattı bu bölge bana..Cemberlitaş'ın taş sokaklarını daha çok..camiden ezan sesleri yükseliyordu ve yüreğim burkularak gözlerim yaşlarla doldu..her tarafta Türk dükkanları,tesettürlü bayanlar,döviz büroları minik iş yerleri vardı..Sabahın erken saatleriydi havada börek kokusu vardı.






Yola çıkmakiçin hazırlıklara başladığımızda fotoğraftaki amca yanımıza yaklaşıyordu..öylesine asil ve vakur bir duruşu vardı ki..gözlerinin içine baktım nerdeyse..ama o gözlerini asla başka bir yöne çevirmeden yanımızdan usul usul geçerek yoluna devam etti..şu asalete bakar mısınız?


Mustafa Erşen, 1912’de Balkan Savaşları sırasında ailesiyle birlikte Makedonya’dan Anadolu’ya göç etti. Yıllar sonra Osmanlı Makedonya’sını, savaşı ve göçü konu alan bir hatıra defteri yazdı.

“Esas memleketimiz, yani doğduğum yer, şimdiki Yugoslavya’nın Makedonya eyaleti; Üsküp vilayetinin Osmaniye, en son adıyla Pehçevo kasabası. 1912’de Ekim 13 salı günü, alafranga saat 13-14 arasında idi şehri terk ettik ve bir daha o toprakları, ata yurdunu görmemek üzere yola çıktık.”

“Anam Hatice ile babam Ömer arabaya yorgan, minder, kıyafet, üç beş torba bulgur, un koydular ve para, altın ne varsa eşyalar arasına birkaç yere sakladılar. Babam tüfeğini aldı. Kardeşlerim hepimiz eşyaların üstüne oturup yerleştik. Etrafımızda pek çok aile bizim gibi yapıyordu. Yollar çamurluydu. Halk can derdine düşmüştü. Şehirden çıkıp ana yola ilerlerken mezarlık civarından geçerken babam ölmüşlerine dualar okudu. Silahı olanlar havaya kahırdan ateş etti. Babam da tüfeğini bir el ateşledi.”

makalenin tamamını okumak için tıklayın

Bu topraklarda savaşlar olmuş,müslümanlar öldürülmüş..acı damlamış.
Ve Üsküp'ü terk ettik,utanarak kendimizden,tarihini bilmediğimiz için ve öğretmedikleri için ve yabancısı olarak bu yaşımıza kadar yaşadığımız için.
Gidip görmediğim için,sakinleriyle oturup sohbet etmediğim için..
Bize bu kadar çok benzeyen kardeşlerimizden bihaber yaşadığımız için,utandım..öyle güzel ki buraları..Makedonya topraklarıyla insanlarıyla camileriyle acılarıyla köy köy bize veda ediyordu sanki..incecik minareleri uzaklardan görmek mümkündü..ve yavaş yavaş minareler azalmaya başladı..önümüzde Sırbistan vardı..


tamamını gör
PAYLAŞ: