doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ekim 2021 Salı

Hiç Kimse Olmadığım Yerde




Bu sabah böyle görünüyordu şehrim..
Kaygısız sakin içten..

Bugün hiç bir acı yaşanmayacak gibi hatta daha evvel bu topraklarda hiç kimse acı çekmemiş gözyaşı dökmemiş kadar kolay görünüyordu hayat..her ev mutluydu her çatının altında çocuk cıvıltıları vardı her biri sütünü içerek annesine babasına sarılarak uyanmıştı sanki.Her evin penceresi,kapısı umuda açılmıştı sanki..



Kimsenin ödeyecek faturası yokmuş gibi, tahsilat şirketlerinden aranacak kimseler yokmuş gibi,sobalar yanıyor bacalar nazlı nazlı tütüyordu..ne güzel bir hayal değil mi?..insanın yüreğini gülümseten türden..ancak gün herkes için dünyanın hiç bir yerinde bu şekilde başlamıyordu ne yazık ki..

Kaygısız yer olmadığı gibi kaygısız geçen gün veya insan da yok dünyada..çatı sayısı kadar dert ve hatta insan adedince keder içeriyor bu dünya.

Çünkü burası dünya ..

Dünya..

Kimse bize burada hiç bir sıkıntı çekmeyeceğimize hayatımızın mutlu ve kusursuz olacağına dair bir söz vermedi..

Her sabah insanların imtihanı başlar..benim için de bu böyle,istediğim yere bedenen gidemiyor ve bunu kedere dönüştürmek üzereyim belki de,olmamalı böyle..dolayısıyla bedenen değil kalben bakmaya karar verdim buralara,bu algıyı değiştirmek istiyorum çünki..bana yakışmayan bir elbise gibi bu algı,üzerimden çekip atmak istiyorum çünki.

Sevsem de sevmesem de,tutkuyla bağlı olsam da olmasam da bulunduğum yere.

Buraya çıktıysa yolum şimdilik benim için en iyi yer burasıdır demek.

Gün zorluklarla geçiyor.

Bitip tükenmek bilmeyen bahaneler ile geçiyor..an geliyor,geçemiyorum bulduğum bahanelerin içinden,gözümde çok büyüttüğüm için de sığamıyorum onların içine..görmüşlüklerimi hatırladıkça ikna edemiyorum kendimi..

Ben bunu yüreğime nasıl giydireceğim şimdi?..bana yakıştırmadığım bir şeyi nasıl hayatım belleyeceğim sorularıyla gün boyunca savaşır dururum..ama öyledir durum ve algı değişmeden yaşadığım yer hele ki burdaki düzen,kültür,alışkanlıklar insanlar değişmeyecek..

Ben değişmeliyim birileri değişsin diye kimseyi ikna edemeyeceğimi de biliyorum..belki de kalbimin bu inadını kırmak için onu küçük çocuk gibi azarlamalıyım..bambaşka işler açmadan başıma..

Güzel şeylere odaklanmaya çalışıyorum,zor olsa da güzel şeyleri fark etmek için zorluyorum kendimi..
Bak,diyorum
Bak ufuk karşında,uçsuz bucaksız noktalara kadar ulaşabiliyor gözlerin..
Peki bunun için bir şeyler yapmak gerekmiyor mu bugün?



Dün ve bugün çok güzel yağmur yağdı buralara,buna epey yoğunlaştım mesela..öğle vakti güneş kendini gösterecek gibi olmuştu,gün ortası yine kendimi ikna çabaları içinde boğuşurken yakaladım..

Olmuyor ama böyle..bak bu koca diyar senin için değişemez hadi diyelim ki değişse de hemen değişemez..yavaş yavaş gelir o değişim ancak belki senin ömrün yetmez,göremeye de bilirsin...

Fazla kafana da takmamalısın bu kadar,böyle değil,seni içine alacak kadar değil,istemediği halde sana muhteşem görünen diyarlarda da yaşayan mutsuz insanlar var..oralarda da herkes mutlu değil.

Belki de senin yaşadığın yer onların gözünde küçük bir cennet ..olamaz mı?..yukarıdaki fotoğrafta görünen o ağaçlar muhteşem değil miydi mesela?,her dalında yağmur damlası var bak!

..rahmani bir ışık kondurulmuş sanki her dalın ucuna..büyüleyici  değil mi?..bakmaya doyamadın dün,şimdi de bakmaya doyamıyorsun değil mi?.



Konuştum konuştum konuştum kendime..kâh azarladım bir abla gibi kâh şevkatle avuttum kendimi..

Azar mı iyi geldi doğaya kaçmak mı bilemedim,muhtemelen doğa iyi geldi.

Doğada geçirdiğim saatler hiç bir zaman boş zaman kefesine koyduğum zaman türünden değildir..çocuklarımla geçirdiğim zamana benzeriyorlar çünkü,yüreğimin bir tarafını doyuruyor sanki..ben hiç bir şey söylemeden içimdeki çatlakları görüp onarıyor sanki..



Doğadayken hiç kimse değilim..



Seyirci dahi diyemiyorum kendime..çok karışık olsa bile içim şimdiki gibi,onu bile fark etmiyorum içinde.
Hiç kimse olmadığım bir yerdeyim .

Hiç kimse hiç bir şey olmak zorunda olmadığım yerdeyim.

Doğadayken..
Kimliğin sorulmadığı yerdeyim.
..ve böylece bir kaçış yerim olduğu için,kendimden bile sıyrılabildiğim için ne edip daha ne söyleyebilirim..
Şükür çok şükür..
Nefsim bunu beğenmese de zaman zaman,ben yine aynı duayı tekrar edeceğim..

''Hayretimi artır Allah'ım''..







O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

2 Eylül 2021 Perşembe

Saldım Çocukları Çayıra Dağ Kekiği Topladılar Coşa Coşa



Benim dağ kekiği ile ilgili pek bilgim yoktur,annemin ilgi alanı olduğundan tüm bilgileri ondan alırım :)
Dağ kekiği için epey yürümeniz ve araştırmanız gerek veya bilen birine sorabilirsiniz,bu işin kısayolu budur der annem :)
Dağ kekiği toplamak için en uygun zaman Ağustos sonu Eylül başıdır..
Yoğun sıcakların ardından mevsim yavaş yavaş nefeslenmeye ve sonbahar mevsiminden küçücük esintiler hissetmeye başladığımız o kısacık zaman dilimi olur ya?..hah işte o zaman :)
O esintiler ve serinlik dağ kekiğinin toplanmaya hazır olduğunu göstermektedir.



-Anne buralarda dağ kekiği yok ki,dediğimde annem yukarıdaki fotoğrafta görünen bitkiyi göstererek;
-Bak,dağ kekiği budur!,dedi..

Doğanın her şeyini seviyorum diyen bir annenin (ben) kekiği bile tanımaması ne kadar acıdır ya!
Ayıpladım kendimi..ne öğreteceğiz bu çocuklara nasıl öğreteceğiz hiç bilmiyorum.






Kendisi daima kekiğin kokusunu şehrin göbeğinde yaşamasına rağmen alır arkadaş,kandıramazsın :)



Çoluk çocuk dağ tepe dolaşıp dağ kekiği arayışına çıktığımız vakit ikindi vaktiydi.Güneş hararetini biraz düşürmüş,hafif bir rüzgar eşliğinde sararmış tarlaların içinde koşturarak,kimi zaman dağlarlın tepelerine bakışımızı dikerek boyumuzun nerdeyse aynı hizada olduğunu fark ederek gülümsedik..
Dağ kekiği mutfağımızda yer almadan evvel güneş alan ama doğrudan güneş almayan yerde kurutuldu ardından ufalandı,içindeki sapları olabildiğince ayıklanarak kavanozlara kondu..





Kekiklerimizi özenli bir şekilde topladıktan sonra kurumaya yüz tutmuş adını bilmediğim bu güzel otları da topladım,bıraksan yıllarca boş bir bardağın içinde bu şekilde değişmeden durabilen bu güzellik bir süreliğine mutfağımın rafını süslesin istedim..



Akşam ışığı fotoğraf çekmek için harikaydı ancak benim küçük Heidi'lerim buna pek izin vermedi..dağ tepe bulmuşken Heidi'cilik oynamak şart,koşturup durduk haliyle..
İnsan böyle geniş yaylayı,bu denli güzel esintiyi,kekik kokulu havayı koklamayı ve dağlara bu şekilde her zaman yakın olmuyor ki..




Kekiklerimizin kurutulma aşamasından bir kare.





Mutfağın mis gibi kekik koktuğu günler..





Güzel ve bereketli bir etkinlik gibiydi,konuya komşuya da hediye edildi,çoğunu yemeklerde bir miktarını da kış aylarında çay olarak tüketeceğiz Allah'ın izniyle..kekik çayı kış mevsimi için harikadır,hafif soğuk algınlığını giderir rahatlatır,uykudan önce tüketilince de insan vucüdunu ısıtır :)






Kekik kokulu koyaklardan aşarak, güvercinler ülkesinde dolaşıyorum.
Bir çeşme başı arıyorum.
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp,mis gibi nane kokuları arasında ruhumu dinlemek istiyorum...



Muhsin Yazıcıoğlu



Akşam her zaman ağırdan alır. Sabah güneşi gibi küstahça dalmaz pencereden içeri. Renkler yavaş yavaş solar, gölgeler çoğalır. Ve o zaman bilirsiniz bir günün daha geçmişte kaldığını.

Hayata Dön, Gülseren Budayıcıoğlu




Sevgiyle kalın..











O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

3 Ağustos 2021 Salı

Allah Sana Bu Günü Kahrol Diye Bahşetmedi


Sabahın daha henüz sıcak basmadığı saatlerde geceden yıkanan çamaşırları asmak için evin avlusuna indim.Çamaşırları sepete doldurup portatif çamaşır telini önüme çekerek çamaşırları asmaya başladım..Başımı çevirip mahallemizin hemen üstünde boy gösteren yemyeşil çam ormanına baktım.Güneş henüz ağaçların arasından yükselmemişti ancak sıcak bir gün olacağı anlaşılıyordu.Sonra uzaklara daldı gözlerim,devasa alevlerin çevrelediği evlerin avlularını hayal ettim,ağaçlardaki yuvaların içinden can havliyle uçup giden kuşlar geriye kalan yuvadaki yumurtalar,bir ağaçtan bir ağaca sıçrayan sıncaplar ve daha nice canlılar..kaçan ve kaçamayanlar özellikle.
Kaplumbağalar ve bir fotoğrafta görüp içimin paramparça olduğu yumurtaları yanında yanmış vaziyette duran o anne kuş gibi olanlar..
Bazen empati seviyemin kalbimi nefessiz bıraktığı doğrudur.
Günlerdir uykumun ağırlığı altında eziliyor ruhum,yüzümü yıkamak için gözlerime dokunduğumda zorlukla tuttuğum gözyaşlarıma dokunuyor parmak uçlarım sanki.
Günlerdir çığlıklar içinde koşan insanların sesleri canlanıyor kafamın içinde ürküyorum kızıyorum nedenini niçinini soruyorum başımı bir kez daha arkamdaki çam ormanına çeviriyorum..
Bu mucizevi görüntü,içindeki canlılar, bu huzurlu gölgelerin mahallemize sunduğu güzellik bir anda...Allah'ım..
Vicdan nereye gitti,nereye gitti empati..üzerine bastığı dalı kendi eliyle kesen insanoğluna ne oldu ne oldu ki?..
Ömrüm boyunca görmediğim sıcak günlerden geçiyoruz,vakit öğlene dayanmadan evin içine kapanıp akşama kadar nerdeyse klima ile içinde duruyoruz..hayat bu saatlerde felce uğruyor sanki.
Sanırsın ki herkes bir şeylerden kaçıp evine sığınmış,ne yiyeceğini dahi kara kara düşünür olmuş ve hatta sıcaktan boğazından geçen lokmaların sayısı bile azalmış..mutfaktaki bir çok şey işlevsiz hale gelmiş sanki.
Ocak çalıştırmak su ısıtmak hele ki fırında bir şeylerin pişmesini tasavvur etmek bile istemez oldum..
Böylesine bir sıcak ve bu sıcak dalganın içinde daha ben evin içinde bile zorluk çekerken devasa alevlerin içinde mücadele veren insanların onunla beraber evinin yandığını ömrü boyunca inşa ettiklerinin yok oluşunu izleyen insanların olduğunu aklım almıyor..
Aklım almıyor bu kaybın boyutunu.
Aklım.
Kayıp.
Acı.
Bunları nereye sığdırabilirim.
Bunları neremde saklayabilirim.
Kendime gelemediğim doğrudur..
Hadi ama,Allah sana bu günü kahrol diye bahşetmedi diyerek içimde kaynayan bu sessiz ama güçlü öfkeyi yatıştırmaya çalışıyorum ama sonra..diyorum ki neden?
Çünkü gerçekten de öyle değil mi?
Allah ormanları birileri yaksın diye yaratmadı.
Allah hayvanları birileri canlı canlı yaksın diye yaratmadı.
Allah bunca güzelliği birileri karartsın diye yatarmadı.
Sana o eli o ayağı kötülük yap diye vermedi,o kalbi kötü niyetle doldur diye vermedi..
Onun için vermedi.
Vermedi!..



O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

8 Nisan 2020 Çarşamba

Yürüyüşten Sesler


Bizleri daha dijital ortamlara daha dijital bir döneme yönlendirdiklerini işitiyorum,cipleneceğiz her davranışımız takip edilecek ve hatta bilincimize dahi müdahale edilecek türünde senaryolar işitiyorum..bunu kısmen zaten son on yıldır yasamıyor muyuz?.. Var mı yok mu bunu planlayanlar veya olacak mı nasıl olacak diye kafa patlattığım çok oldu,sonuç:beynim havasız kaldı,yani bende benden ne kadar bıraktılarsa onu da yitirmeden düşünmeyi de bunları anlatanları da dinlemekten vazgeçtim..


Allah izin verir mi?..
Yarattıkları üzerinde böyle bir değişikliğe izin verir mi?..
Düşüncelerin çok derin yollarına gittim hatta arka sokaklara bile uğradım..Alzheimer hastası bir ninemiz var,çocuğunu unutur nerede olduğunu unutur nereden geldiğini unutur hatta namaz kılıp kılmadığını abdestli olup olmadığını dahi unutur ama asla namazın nasıl kılındığını veya namaz surelerini unutmaz..

En çaresiz olduğum anlardan biri de bu olsa gerek..
Allah bir insanın hafızasından bir kısmını alır da onun için son nefesine kadar gerekli olanını almıyor..insanın insana yapmak istediklerine bakıyorum da,bunlar (her kisme onlar) çok acımasızlar..


Bahar gelmiş cihana a dostlar..muhteşem kokular eşliğinde üstelik,yıllar yılı burnuma böyle bir koku gelmemişti..çocukluğumda duymuştum en son baharın kokusunu,bu denli yoğun bu denli canıma yakın..
Geçen gün sabahın erken saatlerinde daha herkes uykudayken yürüyüşe çıktım,yerler hala ıslak kuşlar henüz rızık arayışındaydı..ve doğa nasıl güzel nasıl kokuyordu..


Bir çok kuruluşa bir çok derneğe bir çok örgüte karşı güvenim kalmadı..bizden bu güzel kokuları bile amışlar aslında,yerine de bilmem ne koymuşlar..
Nicedir eskisi kadar yoğun uçak seferleri yapılmıyor hem hava hem kara trafiği ciddi oranda azaldı,gece gündüz bu yüzden mis gibi kokuyor dünya..


Dünyayı ve hayatı değiştirme gayreti içinde olanlar dünyanın nesini beğenmedi acaba?..
Nesini beğenmediler de var olanların yerine başka bir şey koymak istiyorlar?..
Ben razıydım oysa,çamaşırlarımı elde yıkamaya ben razıydım her gün unumu değirmenden almaya ben razıydım ipimi eğirmeye..ve daha nice nice şeye..


Makinesiz,gürültüsüz ve hatta elektriksiz yaşamaya bile razıydım..yeter ki doğa olduğu gibi kalsaydı,yeter ki İlahi düzene insan bu denli müdahale etmeseydi,sınırları aşmasaydı,bir yaratıcı olduğunu kabullenseydi..


Korkarım ki hasret duyacağımız çok şey olacak ileride..şimdi bahsetsem saçma gelecek şeyler..


Günlerdir evdeyiz ve yiyecek ile temizlik malzemesi dışında başka hiç bir şeye ihtiyacımız olmadı,günlerdir..düşünüyorum da biz eskiden nelere ne için para harcardık?..ve şimdi neden harcamıyor ve hatta bir çok maddi şeylerin yokluğunu  nasıl oluyor da hissetmiyoruz?..


Düşünüyorum...düşünüyorum..böyle de bu şekilde yaşamak acaba daha nereye kadar?..ne zamana kadar beklemek gerek ne yapmak gerek..elden dua ve sabır etmekten başka hiç bir şey gelmiyor ve düşünüyorum tekrar,düşünüyorum,yıllardır bizim gibi ve daha kötü şartlar altında kendi vatanlarında hapsedilerek kısıtlamalar ve yasaklar altında yaşayan insanları,çocukları..



O insanlar ki yıllarca bağırdı çağırdı yardım istediler,yavrularını öldürdüler gençliklerini heba edildi, ama onalr herşeye rağmen tüm bunlara rağmen hayatlarını onca yasak onca zulme rağmen idame ettirdiler..onca kısıtlamalara rağmen nasıl yaşadılar nasıl yaşadılar yaşamaya da devam ediyorlar ve sonrasında bütün kalbimle durup şükrediyorum Allah'a..


Allah çok güzel bir düzen hazırlamıştı oysa kullarına,bir kısmı olduğu gibi kabullendi itaat etti..bir kısmı da uydu birilerine beğenmedi düzeni,büyük büyük sözler etti etmeye devam ediyor veya ilk fırsatta yine eski günahlarına ve azgınlıklarına dönmek için can atıyoriyine ezecek Allah'ın emirlerini belli..yine isyan yine şımarıklık..
Yani yine kurunun yanında yaş da..Allah muhafaza..,kiminle yarış içine girdiğini kime isyan ettiğini bile bile akletmeyecek kadar akılsızlıktır bu oysa..


Dünya en doğal haliyle mükemmeldi oysa..


İnsanların bunca makine üretimi şeye ihtiyacı yok..yok.
Bunu çok daha iyi anlıyoruz bu günlerde,ancak insanın tekrar üretmeye ve insan olmaya ihtiyacı var..


İnsanın tekrar insan olmaya ihtiyacı var,kul olmanın ne denli yüce bir duygu olduğunu tekrar hatırlamaya ihtiyacı var,gözyaşlarını gizlememeyi acı çeken yanını paylaşabilmeyi,yardıma koşabilmeyi,yiyeceği ekmeği giyeceği giysiyi tekrar üretmeye öğrenmeye ihtiyacı var..


Yani aslında çözüm çok basit..insan onu yaradana dönmeli,huzursuzluğu böyle kalkacak ortadan evvela,sonra doğup büyüdüğü toprağa sahip çıkmalı,vatanının ekmeği ile suyu ile yaşamayı vazife saymalı ve katkıda bulunmalı herşeyi hazırdan beklememeli,gözünü dışarıya ve kolaya her daim müsait olana kolay erişilen şeye dikmemeli..


Yürüyüş boyunca hep bunları düşündüm..ha bir de deli gibi arzuladım bahçeli bir evi,deli gibi arzuladım toprakla iç içe olmayı bu günlerde..ama yok..


Bahçeli ve güzel evler burada zenginlerin elindeydi ve bunlardan birinde kalabilmek çok fazla bir gelire sahip olmak anlamına geliyordu o da bizde yoktu..
Bizde yoktu..biz ki avlusu geniş bahçesi muhakkak olan büyük evlerde büyümüş bir nesildik..


Bu yaşananlar bana çok iyi bir ders olsun,hepimiz birazcık kolaycılığı ve tüketme merağımızı bir kenara bıraksak sanki daha güzel olacak..bu gereksiz rekabetleri o saçma sapan yarışları kendimizi ıspatlamak için harcadığımız enerjiyi geçrekten kendimiz ve bizden sonra gelecek olan nesil için elle gerçek anlamda elle tutulan bir şeyler yapsak sanki daha güzel olacak..


Olası yazım hatalarımdan dolayı beni bağışlayın..
Yürüyüşten sesler programımız burada sona erdi..




O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

3 Aralık 2019 Salı

Yürüyüş Notları:Atlar Sincaplar ve Bir Takım Düşünceler


Yürüyüşlerimi hem hareket etmek hem de doğaya daha yakın olmak için yaparım,gün içinde yürüyüşe çıkmayı pek sevmem ancak sabahın erken saatlerinde veya karanlıkta yürümeyi seviyorum.
Kızlarımı okula bıraktıktan hemen sonra (08:11 civarı) Cafe Ernst'in yolunu tutup kahvemi alırım.
11-12 kahveden sonra bir tanesi bedavaya gelen müşteri kartı da çıkartmıştım burada.
Kahvenin fiyatı 2:60 euro.
Orta boy cappuchino alırım genelde üzerine de bolca kakao rica edip koyduruyorum.Genelde ''kakao ister misiniz?'' diye sorarlar.Her seferinde ''Ja,bitte'' derim..yani:''Evet,lütfen''.
Kaldığım kasabada bir çok yerin kahvesini denemişliğim var.
Cappuchino'yu en iyi Cafe Ernst yapıyor,Espresso'yu ise bir İtalyan dondurmacısı yapar.
Ancak miktar olarak az maliyet olarak çok olduğu için çok sevmeme rağmen Espresso almaktan vazgeçtim.


Kahvemi alıp eldivenlerimi giyiyor ve okulun dışında olan park yerinde park ediyorum.
Evvela kulaklığımı çıkartıp dinleyeceğim müziği seçiyorum bazen Kur'an'i Kerim de dinlerim tamamen ruh halime bağlıdır seçimim ardından makinemi omuzuma koyup arabayı kitleyip yol alıyorum..
Buradaki yürüyüşümde arabamı okulun parkında park etmedim,mezarlıkların olduğu bölgede park ettim..belki bir gün buradaki mezarlık hakkında da yazarım,biraz çekiniyorum bunu yapmaktan zira tüylerimi ürperten Almanlar içinse ''normal'' olan bir durumla karşılaşmıştım.
Yürüyüş yolunun hemen başında bir at çiftliği var.Sabahın erken saatleri olduğu için atlar dışarıdaydı.Hava oldukça soğuk biraz sisli ve güneşliydi.


Bu çiftlikte çalışmayı isterdim doğrusu,atlara karşı özel bir ilgi ve sevgi duyuyorum belki de onalra karşı duyduğum saygıdan kaynaklı bir şeydir bilemiyorum.Çin astrolojisinde at oluşumdan da kaynaklanıyor olabilir :)


Atlara pek yaklaşamadım,bu fotoğrafları CANON EF 75-300mm f/4-5.6 objektivimle çektim,daha fazla yaklaşmak veya yaklaştırmak mümkün görünmüyordu.
Almanların kimisi fotoğraf çekilmesinden hoşlanmaz ve bunu yüksek ses ve kaba bir dille getirebilirler.
İzin alıp belki de yaklaşabilirdim atların yanına,çiftliğin çitleri çok yakındı ama hiç öyle bir rica etme moduna girmek istemedim,uzaktan çekebildiklerimle yetindim.

Ve yürüdüm..mezarlıklar ile beni ayıran daracık yolda..bir yanda dünyadan ayrılanlar bir diğer yandan da ayrılmaya aday olarak ben vardım.


Az ileride otoban yolu var,arabalar süratli bir şekilde geçiyordu diğer yandan ise sakinlik yeşillik vardı..bu saatte buralarda dolaşan insanlar köpeğini gezdiren insanlardan ibarettir ve ben tabii ki.
Bizim kadınların çoğu çoktan iş başı yapmıştır.Evler boş,kimse evinde ne temizlik işi ile mşgul ne de komşuda kahve içer.Evlerin bu şekilde özellikle sabah saatlerinde boş oluşları canımı sıkıyor.
Sabah saatlerinde kapısını çalıp kahvesini içebileceğim hiç kimse yok,herkes çalışıyor.
İhtiyacı olan da çalışıyor ihtiyacı olmayıp ihtiyacı olandan işi çaldığının farkına varamayan da çalışıyor.
Bir çok şeyden kendilerini mahrum bıraktıkları kanaatindeyim.Herkesi yolcu edip evin işini yaptıktan sonra keyifle kahvaltı etmek veya el işini alıp ruhuna iyi gelecek şeyler izlemek/dinlemek veya bir şeyler okumak olmadı çiçeklerin bakımı ile ilgilenmek veya kendisine vakit ayırmak sevdikleri için taze yemek pişirmek veya ekmek dahi yoğurmak eşlerinin kazandıkları ile evi idare etmek kanaat getirmek şükretmek ve bereketlenmesi için dua etmek neden paradan daha kıymetli oluyor ki?
Yapılan her iş de ibadet niyetiyle yapıldığı takdirde sevap da kazandırmıyor muydu?
Düşüncelerim derin bir iç çekişle son buluyor genelde.
Evde olmanın lüksü kadınlar tarafından unutulması veya paraya tercih ediliyor oluşunu hazmedemiyorum bir türlü..



Dünyanın binbir halinden bir hal olsa gerek..tercihler daima şekillendiriyor bizi..garipsediğim şeyler var veya anlam vermekte zorluk çektiğim şeyler bilemiyorum.
Belki de benim kafamdaki ''anne ve ev hanımı'' tanımı çok başka..hala kıymetli ve hala çok değerli.



Renklerin sıcaklığı havadaki soğuğa yeniliyor..ellerim yavaş yavaş donmaya başlıyor,kahvem bitmek üzere..nerdeyse bir saate yakın yürüyorum..hem kendimi hem çevreyi dinliyorum.Arada bir gözüm de çitin ardında mezarlıklarda yatanlara takılıyor..
Neye ne kadar değerdi hayat?..diye sorsam cevap alamayacağım,biliyorum.



Çok yakından fotoğraflamak istediğim bir canlıdır sincaplar..ormanda veya yürüyüş yollarında karşılaşırım diye ümit etsem de bu sefer beni şaşırtarak tam arabaya binecekken karşıma çıktılar hem de iki tane..
Makinem henüz omuzumdaydı dolayısıyla fotoğraflarını çekmek hiç de zor olmadı :)
Sincap refleksleri aşırı hızlı ve zeki bir hayvandır..Kendilerine yaklaşmak bi hayli zor.Küçücük bir hareketi bile uzaktan algılayarak uzaklaşabiliyor.Tehlikenin nereden geleceğini sezebiliyor.Daldan dala atlayışları inanılmaz bir estetikle gerçekleşebiliyor.
Gün içinde kendilerine bir çok yerde rastlamışımdır,genelde meyveli veya kabuklu ağaçların çevresinde dolaşırlar.
Sabahın erken saatlerinde sayıları daha fazladır malum kahvaltı için erken iş başı yaparlar.
Son derece sevimli ele avuca sığmaz halleri var.
Zaman zaman karşıma çıktıklarında ben telefonumu veya makinemi çıkartana dek ortadan kaybolurlar.


Burada gördüğüm canlılar arasında benim favorimdir ayrıca:)


O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

15 Mart 2019 Cuma

İlkbahar Henüz Gelmemiştir



İlkbahar henüz buralara gelmemiştir.
Bunu bizzat kendimi teyit etmiş oldum bugün.
Yağmurlu ıslak bir yürüyüşten en elegant (fiyakalı olsun diye böyle dedim) kareleri sizin için seçip paylaşacağım.
Evet,en zarif kareleri çekme esnasında hissettiklerimi düşündüklerimi de sıkıştıracağım onların arasına.Düşünceler ve hisler görüntülerle birleşince canlanıyorlar çünkü.
Bu kareleri çekmiş olan insanın içindekileri gözlerindekileriyle birleşince okuyucu da bu duyguları kendi duygularıyla birleştirip harmanlayınca paylaşılan şey her iki tarafa da anlam katıyor keyif veriyor.

Kahvemi alıp yağmura rağmen yürüyüşe çıktım bu sabah.Günlerdir bacaklarımda bir tutukluk,dizlerimde bir ağrı var,faydası olur ümidiyle yürümek istedim bir diğer yandan da fotoğraf alemine dalmak istedim.
Daldım da..


Nicedir ilkbahar kareleri paylaşırsınız dostlar,gönlüm isterdi ki ben de buna benzer bir şeyler paylaşabileyim ama yok,henüz ilkbahar yok buralarda..sessizce ve yavaş yavaş açan tomurcuklar hariç..


Yağmur nasıl bir nimettir..ilkbaharı ararken yağmurda fotoğraf çekmenin büyüsünü hatırladım birden ve her seferinde yaptığım gibi bu yürüyüşün temasını yani konusunu da belirlemiş oldum böylece..
Vazgeç ilkbahar karelerin peşinden koşmaktan,damlaların iiznden git bugün,yağmura git bugün dedim..ve gittim damlaların peşinden..


Cansız dalları kuru yüzyeleri canlandıran parlatan yağmurun izlerini göstermek istiyorum sizlere..yeşili daha canlı hafif olanı daha ağır göstermeye gücü olan yağmuru.


Küçücük bir damlanın içine dalıp dalıp gittim,ıslandıkça da ıslandım ama bunun güzelliği de etkiledi beni.Islanmanın hazzını da tatmış oldum böylece,ellerim,montum,makinemin çantası hatta makinem bile ıslanıp durdu..


Karşıma çıkan tek papatya buydu dahasını da göremedim.. 


Birileri çok hummalı bir çalışma yapmış,yağmur onun işine de güzellik katıp önplana çıkartmış..hayranım..



Tertemiz bir hava vardı,açık alanlar gönlüme huzur verdi,öylece kalakaldım doğanın içinde..ne saati düşündüm ne de gün içinde yapmam gerekenleri,geriye bıraktığım evimin durumunu bile hatrıma getirmedim..kopmuştum sanki herşeyden ve bu insana bazen gereken bir şeydir..
Bacakalrımın ağırlığı gitti,dizlerim kuvvetlendi sanki..botlarım yine çamur içinde montum sırılsıklam ve buğulanan obkektiflerim yürüyüşü sona erdirdi..
Minnet ve huzur doldum,arabama yöneldim,bagajda bekleyen su kasasını okul sınıfının kapısına zar zor taşıdım sonra da  kasabın yolunu tuttum.
Dolapta pişirilmeyi bekleyen lahanam için biraz kemikli et ve etli lahana sevmeyen evin erkek nufüsü için nohut konservesi aldım..
Böyle yağmurlu günlerde evde kaynatılan etin kokusu ve nemlenen pencereler insanın içini de yumuşatıyor..
Yüzlerce binlerce milyonlarca durumlar..Şükretmek için inanılmaz güzel sebepler bunlar..





O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

Yemek Bloguma Davetlisiniz

YUKARI