12 Eylül 2018 Çarşamba

Fırında Makarna Tarifim


Bir Almanya İstanbul uçuşu esnasında  ilk kez hayatımda denediğim ve tadını unutamadığım bir makarna vardı bir zamanlar.Ahçının havalarda yüksek şapkası ile dolaştığı günler,uçak korkumu unutturan bir eylem olduğu için sırıtarak yâd etmeyi severim,anlatmayı da..
Ahçılarımız gerek karada gerek havada başarılıymış anlaşılan her ne kadar gökteki yani uçaktaki yemekler dondurulmuş veya önceden paketlenmiş olsa da tadı damakta kalabiliyor,THY hizmeti ile ilgili yazar gibi oldum ancak inkâr edilir bir şey değildir bu,hizmette baya baya iyiyiz!.

Daima eklemek istediğim,bir türlü düzgün fotoğraf çekemediğim bir tarif ile geldim bugün.İnternetteki makarna tariflerinin fotoğrafları şahane olur,tepsiler sunum sofra düzeni vs şok edici..böyle sunum ve sofralar kurmadım hayatımda kuracağımı dazannetmiyorum,yine de görsel olarak düzgün bir fotoğraf çekmek şart tabii ki..Uçakta yenen o fırın makarnanın tarifi elimde olsun isterdim ama tabii ki de elimde yok,zaman içinde internette bulup denediğim tariflerin bir mix'i yani karışımı olan bir tarif geliştirebildim yine de,hem hızlı hem de lezzetli,olabildiğince az bulaşık çıkartan bir tarif üstelik.Bunu belirtmekte fayda var,yemek yaparken az bulaşık çıkması beni özellikle memnun ediyor çünkü.

İlk kez deneyecek olanlara başarılar dilemekle beraber tarifi yarım malzeme ile denemelerini önermek de istiyorum,çöpe gitmesini sizden çok ben istemem yazık olur onca emek ve malzemeye.

FIRINDA MAKARNA TARİFİ



MALZEMELER:

150 gr Mozarella veya Gorgonzolla peyniri
150 gr Gouda peyniri
(peynir türleri arzuya göre değiştirilebilir veya var olanlar da kullanılabilir örneğin beyaz peynir de bu tarife oldukça uygundur)
1 paket Penne makarna veya başka bir tür içinde sosu tutabilen makarna türü.
100gr kadar tereyağ (3 çorba kaşığı)
3 çorba kaşığı un
4 su bardağı süt
100gr tereyağ
Tuz
Karabiber
Muskat
Kuru nane

Tarifi iki aşamada yapıyoruz.

BİRİNCİ AŞAMA:
Beşamel sosuna tüm baharat ve peynirleri ekliyoruz ki hem peynirlerimiz tamamen eriyebilsin hem de lezzetler birbirine karışsın,bunu tepside elde etmek zor oluyor.

İKİNCİ AŞAMA:
Beşamel sosunu tamamen makarnanı üzerine dökerek yumuşak hareketlerle karıştırıyoruz böylece peynirler daha evvel beşamel sosunda erimiş oldukları için hem görsel olarak hem de tat olarak bütün malzemeler birbirine geçmiş oluyor ek olarak zamandan da ciddi bir tasarruf etmiş oluyoruz tabii ki bulaşıktan da :)

YAPILIŞI:

  • Fırınımızı 200 derece gibi yüksek bir sıcaklığa ayarlayıp açalım.
  • Makarnamızı haşlayalım,fırına girip tekrar toparlanacağı için oldukça yumuşak olmasında fayda var
  • Küçük bir tencerede tereyağımızı eritip unumuzu kavuralım,tel çırğıcı ile sürekli karıştırmak gerek.
  • Unlu karışımımız krema kıvamına ulaştığında sütümüzü ekleyelim
  • Sürekli karıştırarak homojen olmasını sağlayalım ardından içine peynir ve baharatları katalım
  • Haşlanmış olan makarnamızı süzüyor ama YIKAMIYORUZ,bu şekilde tepsimize alıyoruz.
  • Makarnanın üzerine beşamel sosunu ekleyip sosun her yere gitmesi için karıştırıyoruz
  • Üstü kızarıncaya kadar fırınlıyoruz




Kullandığım Penne Makarna.
Arzu edilen her hangi bir makarna kullanilebilir,ilk denediğim makarnada bu tür kullanıldığı için ben de sürekli bunu kullanıyorum.


Beşamel Sos
Sosu hazırlama esnasında içine eklenen baharat ve peynirler sosu inanılmaz yapıyor,şiddetle tavsiye ediyorum,kuru nane ise birebir yakışıyor bu tarife.



Çok bereketli ve doyurucu bir yemek oluyor,yaptıkça eliniz daha da alışıyor ve durum kurtarıcı tarifler arasında yerini alıyor.
Evdeki peynirleri değerlendirme bakımından da bilmemiz gereken bir tariftir bana göre,değişik makarna türleri ile de yapılabilir hatta sütlaç için kullandığımız toprak kaplarda bile güzel olur diye düşünüyorum tek kişilik porsiyon olarak..seçenekler çok kısaca..
Enerjim bugün biraz düşük sayılır,evime çok yakın olan koşu yolunda ne zamandır çalışma var bir yıl kadar da süreceğini söyledi çalışanlar.
Hal böyle olunca ne koşmak var ne de yürümek bir süreliğine,koşu ve yürüyüş yolları sayısı elbette bununla sınırlı değil ama daha uzaklara gitmem gerek araba ile bu durumda tadı kalmıyor sanki,hemen evden çıkıp 50 metre ileride olan koşu yoluna inmek daha bir güzel gelirdii,arabaya biner binmez o ruh hali kaybolur bende yine de en son gittiğim evimden birazcık uzak olan hobi bahçelerinde çektiğim kareleri eklemeden geçemiyorum,oldukça güzel bir yürüyüş olmuştu ama işte bu araba ile gitme mevzusu sıkıcı.




SIRADA SINCAP ŞENLİĞİ













Bloğu yemek bloğuna mı çevirsem acaba,siz ne dersiniz?



O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

11 Eylül 2018 Salı

Kendime Notlar Tuttum Şimdi Sıra Bunları Birer Birer Prensip Haline Getirmekte


Ev sahibi evin kirasına zam yapınca komşu hanım Almanya'daki ev bulma sıkıntısına rağmen ani bir karar ile evden çıkışına Prensip Meselesi Bu' diye cevap verdi...
Bu tarz prensiplerim yoktur benim ama o Prensip Meselesi demesi gerçekten çok görkemliydi,yazmak istedim.
Aşağıdaki notlarımın birer prensip haline gelmeleri gerek.
Kendime verilen bir emir eşliğinde.
Cayılabilir ama cayılmasa prensip daha sağlam olur kanaatindeyim..
Çoğunu prensip haline getirdim diyebilirim ama getiremediklerim de var,tamamı benim prensibimdir desem bu yalan olur yalan söylememek gibi de bir prensibi daha evvel edindiğimden dolayı şüphe bulutları hemen şimdicik dağılsın lütfen! :)
Tamam az biraz eğlenceli olsun diye böyle dediğimi belirtmek isterim zira kibirle de suçlanabilirim yalnız bu notlar öylesine yazılmış şeyler değildir.
Kırk yaşına girdi bu kadın müsaadenizle bildiğim bi şeyler olsun azıcık.Hem ağırlıkları defalarca denenmiş olmalarından ileri gelir benim için.
Bu sebeple sevgili dostlarım,hayatımı daha da kaliteli bir hale getiren bu notların prensibe dönüşmelerini sizinle de paylaşmak güzel olur dimi?.
Akıl hocalığı yapmaktan Allah'a sığınırım,şöyle kısa kısa deneyimlerimi ve sonuçlarını aktarıyorum diyelim buna olur mu,insan yaşadıkça öğreniyor çoğu öğrendikleri de hata ve yanlışların sonucudur,Elhamdülillah..

Notlarım şöyle:

*Tabakları küçültmek,gıdanın olabildiğince temiz olabildiğince faydalısını almak,insan yemeği çöpe atmaya kıyıyor ama ona verdiği paraya nedense kıyamıyor hain nefs gereği :)

*Tabakların küçülmesi demek çöpe giden yemek miktarının azalması demektir,bu çok çok önemli.

*Daha büyük dolap yerine var olanlardan önemli ve gerekli olanları ayırmak.Dolaplar genişledikçe boş yerler insanın gözüne çarpıyor böylece farkında olmadan o boşluğu doldurmaya çalışıyor ve tekrar alışveriş yapıyor,genellikle de sabahları uyandığında ''Giyecek hiç bir şeyim yok'' diye bir sitemle boğuşup duruyor oysa daha az eşya olsa böyle bir derdi de olmaz,beş parça eşyan var üç tanesini seç içinden giy.
Dipnot:Özel gün ve durum giysileri bu nottan itina ile uzaklaştırılmıştır.

*Bakımı zor meşakkatli eşya yerine bakımı kolay ve pratik olanını seçmeli.Yoğun bakım veya ilgi gerektiren eşyalar tehlikelidir,insanın sabrı taşabilir sinir sistemi hata verebilir.
Ya çocuğundan korur ya eşinden,kibre de yol açar ''Baaak,benim eşyam ne kadaaar dakaliteli pahalı ve lüks!''..olmamalı...Bakımı için hem vakit hem de para harcamak zorunda kalır.Kendini yıpratmak da cabası.Yazık sana be dimi ama,bir biblo devlet memmuru gibi koruma altına alınmaz ki.
İnsansın sen eşya için yaşamak için yaratılmadın.
(Sorry)

*Yürümek için sebepler bulmalı,dışarıya çıkarken telefon alınsa bile telefon olarak kullanılmaya özen gösterilmeli yani dışarıdayken interneti kendine yasaklamalı veya kısıtlamalı.

*Gülümsemek,tebessüm ederek hoşgörülü olmaya çaba göstermek,her olumsuzluk karşısında bir hikmet aramak.Hikmeti bulana dek olumsuzluk zaten kalkmış veya unutulmuş oluyor.
Gülümsemek kederli bir insana da iyi gelebiliyor biz bilemeyebiliriz ama bir tebessüm bazen büyük bir enerji ve yaşam gücü belirtisi olabiliyor,düşmanlar da nasiplenebiliyor bundan :)

*Hayatımızdan gitmek isteyen veya çıkmak isteyen insanların önünde durmamak.
Gidenin kalbinde yerimiz varsa bu durum dünyanın neresine giderse gitse nasıl olsa değişmez.
Gözlemlerime göre karşısında durduğun her neyse önce bana çarpıyor,kenara çekilmeyi tercih ediyorum artık böylece.

*Doğruyu söylemek.
Bir şey edepten uzak ise veya kişiyi zarar verecekse veya kötüyse bunu dile getirmek tepki göstermek.Net ve kısa bir cümle ile ama kırıcı olmadan.Bu gerçekten çok etkili.

*Boş zamanın olduğunda alışveriş yapma,sevdiklerine vakit ayır.Bu kıymetli zaman dilimleri veya küçük kaçışlar şaşırtıcı sonuçlara gebe olabiliyor.

*Evde zaten var olan bir eşyanın farklısını almamak.Var olanla farklı bir şey yapmak.
Tamir edilebilen eşyayı atmamak,eğer tamir edilebiliyorsa hala kullanılabiliyor demektir.

İleride kullanılır veya belki lâzım olur mantığı ile eşya satın almak veya saklamak.
Elinde olan,kullanılmayan bir şeyin sahibini bulmak.Hiç bir eşya kullanılmamak üzere üretilmedi,nasıl ki biz insanların bir kaderi ve ömrü varsa eşyaların da bir kaderi ve bir ömrü vardır,biz kullanamıyorsak bizim için olmadığı anlamındadır,eşyadan faydalanabileceklere vermek gerek bu yüzden,böyle biri çevremizde yoksa sokakta düzgün bir yere bırakmak yeterli oluyor,herşey nasibine ulaşıyor nasılsa..

*Hanımların ''Bugün ne pişirsem''diye kafa patlattıkları soruya şöyle bir cevap verebilirim
Bugün var olan malzemelerle yeni bir yemek yap,daha önce pişirmediğin bir şey yap yeni bir tarif dene.Hemsana eğlence olur hem evdekilere yenilik ve süpriz.
Dolapları tıka basa gıda doldurmamak da ayrı bir sıkıntı,bu yüzden kaliteli yiyecek almak onu itina ile tüketmek anlamına da geliyor olabilir,pahalı yiyeceğin ambalajını bile çöpe atmaya kıyamıyor insan.

*Ambalaj demişken pahalı ambalajlı deterjanlardan uzak durmak gerek bunlar hem çevreye zararlı hem cebimize,öyle ambalajlar var ki gerçekten insan çöpe atmak zorunda kaldığı için üzülüyor,demek ki orada bir şeyler var.
Ambalajını bile atmaya kıyamıyorsan emeğinin bir kısmını boş yere harcadığın meydana çıkıyor.

İnanılmaz uzun bir liste oldu ama bunlar hep aklımda olan şeyler.
Almanya beni değiştiriyor olabilir mi!?
Lütfen yorum kutusuna düşünce görüş ve bilhassa kendi notlarınızı eklemeyi ihmal etmeyin,deneyimlemiş olduğunuz,meyvesi elinize gelmiş notları taaaam mı?.
Bu tür notları seviyorum.

Sizi de.

Kemal yine doktora götürülecek.
Üstelik şimdi!..

Allah'a emanet,yorum kutusunda buluşmak üzere ;)






O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

8 Eylül 2018 Cumartesi

Veteriner Ziyareti



Serin bir Eylül gününden herkese merhaba ki öyle serin ki bunları yazarken bile parmaklarımın dondugunu hissediyorum.
Demir Eksikliği başlığı altında dile getirdiğim sıkıntıma destek ilgi ve geçmiş olsun yorumlarınıza epey duygulandığımı söylemeden edemeyeceğim,hepinize tekrar tekrar buradan da teşekkür etmek istiyorum tüm önerileri de dikkate aldım içiniz rahat olsun Allah sizden razı olsun.
Seviliyorsunuz.
Bir günde iyice serinledi hava hoşuma giden bir gelişme,yağmurları bekliyorum şimdi yere düşecek olan yaprakları ağaçların gövdelerinde bitecek olan çeşit çeşit mantarları.
Parmaklarım gerçekten donmuş olmalı ki kısa kesip yazmak geçiyor aklımdan.



Kemal ilk kez veterinere gitti bugün parazit için bir ilaç verdi doktor haftaya da aşı olacağını söyledi ardından senede bir kez kontrol amaclı götürülecek.
Kaydı yapıldı artık resmi olarak bu tatlı canlı bizim evimizde yaşadığına dair bir bildirge sahibi oldu hayırlı olsun.
Doktor çok sakindi,dokunuşları yavaş ve kaygısız kedimizin durmayacağını sanmıştım,evde bütün gün kıpır kıpır çünkü ancak hiç de öyle olmadı.
Yumuşak bir sesle konuştu önce kokusunu almasına izin verdi sonra yavaşça karnını elleriyle kontrol etti ardından gözlerine baktı en son da dişlerine.
Sakinliğini koruyarak yaptı bunları,kedi yerinden kıpırdamadı,bebek kontrolleri de böyle yapılır,inanılmaz bir sakınlık sergileyerek bebekleri rahatlatırlar.
Ses tonlarını da ona gore yumuşatıp kontrolün sorunsuz geçmesini sağlıyorlar.



Doktordan çıktığımızda güneş pırıl pırıldı sepeti arabaya koyduk arabanın park edildiği sokağın sağ tarafında güzel bahçeli bir ev vardı bahçesinde orta yaşlı bir çift adamın saçları beyaz ama vücudu dinç ve sağlıklı görünüyordu,kadının saçları kısa ve kızıla boyanmıştı kucağında bir bebek vardı başka biriyle ayaküstü sohbet ediyorlardı sohbet ettikleri kişi bahçe kapısında evin dışındaydı sohbetler böyle yapılır genelde burada içeriye davet etme alışkanlıkları yoktur,saatlerce bu şekilde sohbet etmeye razı olunur ama içeriye davet edilmez.bu anın içine kaptırdım kendimi,hayat güzeldi bebek sakindi kedimiz sepetteydi sonbahar güneşi heryeri aydınlatmıştı,sokak bitkileri bakımlı biçilmiş ve sulanmıştı,kaldırımlar yeni süpürülmüş az ileride bir kaç tane şirin İtalyan restorantı vardı,masaları henüz boştu ve tam o an içindeyken birden gezegenimizin çok başka bir yerine ışınlanmış gibi oldum gördüğüm mazralara başka manzaralar ile değişti aniden.

Açlıktan ağlayan çocuklar,başlarına bombalar atılan şehirler,toz duman içinde kalmış şehir meydanları,bir okulda öğrencilerin korku dolu çığlıkları.. dünyanın başka yerlerindeki acı zulüm ölüm ayrılık ve gözyaşı bu sakin ve bakımlı sokağa yansımıyor ulaşmıyordu..
Bombaların kokusu gelmiyordu,açlıktan ağlayan bebekleri sesigelmiyordu..

Hayat böylesine enteresandı ve acımasız ve adaletsizdi dünya,hepsine saydım sonra toparlandım,Allah'ın kader ve düzeni dedim,aşağıdaki ayeti hatırladım:

Bakara suresi 30. ayet meali:

“Düşün o zamanı ki, Rabbin melaikeye hitaben ’Ben yerde bir halifeyi yaratacağım’ dedi. 
Melaike de ’Yerde fesat yapacak, kan dökecek kimseleri mi yaratacaksın? 
Halbuki biz, hamdinle Seni tesbih ve takdis ediyoruz’ dediler. 
Rabbin de ’Sizin bilmediğinizi Ben biliyorum’ diye onlara cevap verdi.”

Mutlaka ve şüphesiz Rabbimiz bizim bilmediklerimizi bilmektedir,küçücük beynimiz bir incir çekirdeğini dolduramayan ilmimizle,meleklerin bile tam olarak belki bilemediği veya bildirilmediği şeyleri nasıl anlarız,biz anlamaktan yoksun ve aciziz insan yine de zaman zaman böyle düşünebiliyor işte..
Kemal ile parktayız şu anda,kızların camiiden çıkıp gelmesini bekliyoruz üşüyor olmalı,rüzgar esiyor hafif hafif..



Kızlar gelince salıncaklara binip sallandık hayat böyle de mutlu edebiliyordu işte insanı,hayat çok sıradan dediğimiz şeylerdi aslında ta kendisiydi hayat böyle sıradanlıklardan ibaretti işte,sıradan dediklerimiz birine nimet birine hayal gelirdi elbette,okullardaki öğrenciler için nimet sayılırdı,yavrusunu doyuramayan anne için nimet sayılırdı ama bizim için sıradandı,nimetleri sıradanlaştırdığımız için de mutsuzluk içinde yaşıyoruz memnun değiliz,olamıyoruz..

Belki de kafamıza bir bomba düşmeli arada bir şöyle senede bir mesela ki pırıl pırıl güneşin değerini tertemiz gökyüzünün kıymetini çocuklarımızla geçirdiğimiz zamanın nimet olduğunun farkına varalım.
Belki diyorum..ama hayat gerçekten enteresandı.
Hayat gerçekten çok enteresandı bugün..

Şimdi de ilacını verdim,yorulmuş olmalı.
Her hali yorgunum diyor.
Yorgunum,yatıp uyuyacağım halim yok keyfim yok bugün uyumak istiyorum ve yorgunum🙃..


O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

6 Eylül 2018 Perşembe

Demir Eksikliği


Demir rezervlerim hızla tükeniyor.
Günlerdir bununla ilgili sinyaller ve güçlü alarmlar veriyor bedenim.
Buna rağmen ben yine kahve yapıp geçtim bilgisayarın başına.
Bugün kaç kahve içtim sahi?
Bir mi iki mi veya üç mü?
Sabah ilk kahvemi geç uyandığımdan dolayı alelacele içmeye çalıştım ikincisi ise apartmanın giriş dairesinde kalan yaşlı bayan ile içtim üçüncüsü akşam yemeğini pişirmeden evvel,demek ki yanımda duran kahvem..dördüncü!
Kahve bedendeki demiri emiyor diye biliyorum..demir hapı almama rağmen hatta günde iki kez almama rağmen bir değişiklik göremiyorum.
En son doktora gidip kan tahlil sonuçlarını konuşurken Almanya'da hiç bir gıdada demir bulunmadığını söylemesi moralimi iyice bozmuştu.
Almanya'da hiç bir yiyecekte demir yoksa ben demiri mecburen ilaç yoluyla almam gerekecek..
Düşündürücü..
Demirim düşünce sürekli bir baş dönmem oluyor,günün yarısı da dışarıda oluyorum.
Çocukları okula götürmek,okuldan almak,market alışverişi,doktor randevuları,çocukları parka götürmek vs gibi işlere hep ben koşuyorum.
Evimin de beşinci katta olmasına ne demeli,asansörsüz üstelik?
Su taşı,market poşetleri taşı kendini taşı okul çantası taşı..
Başım döndü durdu bütün gün.
Hava da karışıktı,darmadağın üstelik.
Sabah hava kapalıydı ama sıcak.Ne giyeceğini de bilemiyor insan,ince mi kalın mı,yazlık mı kışlık mı,ne?
Ne güzel şeyler yapılabilirdi bu havada..bir de güçlü bir yağmur yağdı ki öğle vakti..kalın kalın damlalar dövdü durdu her tarafı..ne güzel fotoğraf çekilirdi o yağmurda.
Gözüm görmedi ama,fotoğraf makinem yanımda olmasına rağmen çıkartıp da bir fotoğraf bile çekemedim.
Hayattan elimi eteğimi çekmiş gibi bir hal sanki.Depresif durumlar.
Bloga yine ara verdim sayılır,inanılmaz güzel şeyler yaşanıyor oysa her gün.
Eve gelip giden çocuklar,kızlarımın arkadaşları oğlumun arkadaşları.
Sohbet etmek,içindekilerini birine göstermek için can atan ergenler,gözler nasıl fırıl fırıl dönüyor.
Bir hedefi bulmuş,ok ile yayı hazırda bulundurduğu için bir an evvel hamle yapmak için diz üstünde durma halindeler..
Anlatırken gördüğüm heyecan,birbiriyle yarışır gibi el kol hareketleriyle durdurmalar,daha ilgincini ben yaşadım daha iyisini ben biliyorum hemen anlatayım der gibi öne atılmalar..
Hayat nasıl da dolduruyor ergenleri..
Onlara baktıkça ergenlik yıllarıma giderek iki nefeslenip kendimi onların yerine koymaya çalışıyorum.
Benden akıl ister gibi davranmalarına rağmen,hayatın gizemini çözmüşcesine önerilerde de bulunmaktan uzak kalmıyorlar..
Her gün bu tür yazılar yazabilirim şuraya,günlük hayat yazıları gerçek yazılar yani.
O kadar çok malzemem var ki..ama yazılamıyor herşey..ne kafamdakileri ne içimdekileri dökemiyorum kelimelere.
İnsanlar ne der ne düşünür düşüncesi ve korkusu sonra.Kıskananı,farklı yorumlayanı hatta hased edeni var sonra.Kul hakkı olur yazma,mahremi dışa vurmak olur gösterme,şımarık zannederler anlatma yapma etme dur yazma derken yazamıyorum.
İnce eleyip sık dokumacalar kısaca..
Defalarca boş sayfanın karşısına geçip yine boş bir şekilde kalktığımı bilirim.
Yazmak yazmak,yazmak istiyorum.İçimden akıp gidenleri,akamayıp ota yaprağa takılanları,ders olanları,ibret olanları hep yazmak isterim..
Ama içindekileri dışa aktarmak her zaman kolay değildir işte,bir de bu baş dönmesi bu demir eksikliği yok mu..anne yadigârı..
Nasıl seviyorum kelimeleri,ifadeleri nasıl seviyorum..yıllar evvel yazdıklarımı bazen elime alıp okuduğumda bile bambaşka bir ben görüyorum,kalbin binbir hali,binbir sesi ile tekrar tanışıyorum sanki..o satırları o zaman belki acı belki keder ile yazan genç kadına nasıl hasret kaldığımı anlıyorum.
Acılarımız ve dertlerimiz güzeldi çünkü,bakmayın şimdi onları örtbaz etme uzmanı oluşumuza.
Eskiden güzeldik biz,gerçekten güzeldik.
Elimizdekilerle değil kalbimizdekilerle yol almaya çalışıyorduk ve hayat da zorluklarına rağmen daha lezzetli olurdu.Neden biliyor musun,çünkü insanlar eskiden hatta on yıl evvelinde bu Facebookm,Instagram illetileri olmadığı dönemlerde insanlar yaşıyordu acılarını anlatıyordu acılarını.
Şimdi çekiniyor yazmaya ve anlatmaya..
Ay,olur mu öyle şey?
Acı çekmek popüler değil!..
Böyle bir hal ve anlayış var artık..
İnsan diyorum,insan!..acın yoksa,Rabbine seni yaklaştıracak bir dikenin bir kederin yoksa ne işe yarar nimet ne işe yarar şükür sana ne fayda verir gönül..





O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

Yemek Bloguma Davetlisiniz

YUKARI