istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Şubat 2020 Pazartesi

Aya Sofya


Ve işte nihayet yıllarca niyetlenmeme rağmen bir türlü ayak basamadığım Aya Sofya'yı ziyaret edebilmiştim..
Bu muhteşem yapı için ne kilise ne camii ne de müze diyebilirim..
çünkü;



Taşlarında..devasa sutünlarında,ihtişamlı duvarlarında,bir çok kişinin ayağı değdiği mermerli zeminlerinde hikayeler ve gözyaşları gizlidir mutlaka..kimsenin bilgisi yeterli gelmez,tanımlamak için güzelliğini..
İçim diken diken oldu,ürperdi yüreğim..
Fatih Sultan Mehmet Han'ın kıldırdığı namazın seslerini işitiyorum sanki..havada yankılanan ilk 'Allahu Ekber''ler..ve tekrar söylenecek olanların duası kabarıyor gönlümde.
Ne daha fazla kelimem ne de ziyade cümlelerim var Aya Sofya ile ilgili..sadece içten çok içten bir dua:

‘La Galibe İllallah’
‘Allah’tan başka galip yoktur’

















O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

14 Ocak 2020 Salı

İstanbul


Heybetli hükümdarların,sayısız evliyaların diyarı İstanbul'a selam olsun!..
Maneviyatı ve asırlar boyunca dünyaya hükmetmiş insanların gücünü günümüze kadar hissettiren İstanbul'a selam olsun!..
Selam olsun ihtişamlı yapılara,ince ve zarif minarelere,avlularında dolaşan güvercinlere..
Selam olsun mezarlarında yatan ruhlara,şerefli hanımlara,muazzam sanatkârlara,vefalı ve bilgili analara..

Tadına asla doyamayacağım,defalarca ziyaret etmeme rağmen her seferinde bir yeniliğe rastladığım,tüylerimi diken diken eden hikayelere şahit olduğum İstanbul'a selam olsun..
Daha nasıl tarif edebilirim ki sana olan hayranlığımı?..
Kapına gelip sokaklarında yürümek,insanlar içinde bulunup da çok eski zamanlarda hissetmek nasıl ifade edilebilir bilemem ki..
Seni yaşamak için iki gün yetmez bilirim ancak nasibimde olanıyla yetinmek zorundaydım..
Özledim seni..
Özledim..
Camiilerini,Boğazı,Galata kulesini,Saraylarını,sokaklarını,simitçilerini,çaycılarını..sabaha karşı telaşlı uçuşlarıyla semaları hareketlendiren martıların heyecan dolu çığlıklarını..
Yazmak ve yaşamak istiyorum seni,daha çok daha derin..daha çok öğrenerek,sokaklarında gezerek.
Mezarlarında yatan zatlar hakkında bilgi edinerek,göze çarpan veya çarpmayan güzelim çeşmelerin,ilim yerlerinin,camiilerin tarihçesini öğrenerek..ama böyle bir şey mümkün görünmüyor en azından bu zamanda ve bu yaşımda..
Ama belki bir gün,doya doya yürürüm sokaklarında..hayranlığımı her taş yapıya her minarenin ucuna ifade ederek üstelik..belki bir gün kimbilir..








Ayasofya Camiisini ayrı bir yayın olarak paylaşacağım inşaAllah..



















Yalnız değildim,istediğim yerde durup istediğim gibi hareket edemedim..fotoğraf bakımından içeriğim zengin sayılmaz..
Bir sonraki yayınım Ayasofya Camiisi ile ilgili olacaktır muhtemelen..
İstanbul'da görmek istediğim bir çok yer olmasına rağmen zamanımız az olduğu için yine Sultanahmet meydanında kalmayı tercih ettik..dilerim ki bir gün görmek istediğim her yeri görürüm..



O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

19 Aralık 2019 Perşembe

Kitap Listesi


Bir yol görünse o yol da İstanbula çıksa.
İstanbulda olan hasretinin tadını bilir mi bilmez
Gönlüm bir tek onun yolunu çekiyor İstanbul diye haykırıyor içimde olan.
İstanbul minareleri delmiştir ciğerimi.
Sürgünde gibiyim uzağında kavuşamayan aşık gibi..
Dünya koca koca şehirlerle dolu ama İstanbula benzer mi her hangi biri..
Sadece biri en azından sadece biri..
Benzer mi?..
Gidersem kitaplarımda oradan olsun isterim,listeyi hazırlamış telefonu ekran görüntüleriyle doldurmuş bin yıl yaşayacakmışım gibi de okuyacağıma inanmışım..
Kitaplar çok istek pek fazla ama ne kadarına ulaşılır bilinmez.
Yok,ölmüyorum özlüyorum.
Ciğerim sıkıntıda,havasını soluyalı olmuş beş yıl herşeyiyle özlemi burnumda.
Kitap listem değerli taşlardan oluşmaktadır..
Kimisi ilim kimisi toprak kimisi Anadolu kimisi zarafet kokmaktadır..

Ah..kokmaktadır..
İstanbul kokmaktadır..



O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

12 Mayıs 2018 Cumartesi

İstanbul


Bir İstanbul özlemi sardı ki..
Ramazan yaklaşırken de oradaki havayı hatırlayınca insan mest olmaktan da öte bir hal içine giriyor.
-Yahu ne şanslı bu İstanbullular,diyorum kendi kendime.
Tamam trafiği çok sahtekarı artisti çok,kalabalığı bunaltır bıktırır usandırır ama öyle de güzel yanları ve yerleri de vardır ki mübareğin ruhunu doyurur,dinlendirir.
Bambaşka alemlere götürür de dönmeyi unutturur insana.
Nereye gittiğin ve ne yaptığın önemli olmuyor o zaman..

Mesela Aksaray'dan yol alırsın ki Aksaray da öyle günahsız bir yer değildir bilenler bilir,hafif yokuşu çıkarsın Beyazıt meydanına ulaşırsın bir bakmışsın ki güzel bir çay bahçesi çıkmış karşına vakitlerden de akşammış insanlar alışveriş sonrası veya iş çıkışı buluşmuş ailesi eşi dostu veya dostlarıyla,çay içiyorlar gündemden bahsediyorlar..çay simit derken simitlerin susamlarını toplamak için güvercinler masaların altında dolaşıyorlar sonra birden büyük bir güvercin topluluğu havalanıyor havaya herkesin dikkatini çekiyor sohbetleri bölüyor..
Ağaç dallarının arasından geçiyorlar o dalların arasından geçen ikindi güneşiyle yıkanıyorlar,minarelere kadar yükselip ezan sesiyle kanat çırpıyorlar,gökyüzünde dolaşıp tekrar yerlere iniyorlar.

Bir yandan elindeki oyuncağı ile kendini bu güzel ortamın içinden bambaşka alemlere taşıyor bir çocuk,diğer yandan henüz yeni bir yuva kurmuş derdi havlusu kırlenti olan bir çiftin sohbeti takılıyor kulağına diğer yandan birileri sadaka değil elindeki mendil paketini almanı istiyor senin belirlediğin bir fiyata..böylece de yavaş yavaş akşam oluyor,ikindi suları günbatımına doğru akıp gidiyor,kimileri camiye gidip ibadet ediyor kimileri bu manevi boyutunu fark etmediği için birilerinin cebine cüzdanına göz dikiyor.
Beyazıt meydanından ayrılınca biraz yürüyüp Çemberlitaş'a ulaşıyor insan,bilmem hala sürer mi o taş yapının bakımı en son gittiğimde halen devam etmekte hatta hakkında bir kaç efsane hikayesi dahi konuşulmaktaydı.

Sürekli tadilat halinde olmasının sebebi altındaki hazinenin büyüklüğünden dolayı bir türlü yıllarca gün yüzüne çıkarılamayışı olduğunu söyleyenler olmuştu ancak ne denli doğru olduğunu kimse bilemiyor..onun etrafında da yine güvercinler uçuşur durur,kalabalık buralarda da pek yoğun olur yapacak çok fazla bir şey yok gibi görünür ama hamamı vardır sineması vardır yiyecek içecek mekanları vardır biraz araştırınca buralarda da güzel vakit geçirilir ancak uzun süre kalınmaz Sultanahmet camiinin minareleri öyle güzel görünüyor ki bir an evvel ulaşmak için heyecan duyuyor insan..

Kalabalık genellikle o yöne doğru yol alır,omuzlarına hırkasını atıp yürüyenler,uçuşan başörtüsünü düzelterek yürümeye çalışanlar ve çocuklar binbir çeşit oyunla Maraş dondurmasını bir türlü çocuğun eline vermeyen dondurma cambazının önünde duruyorlar..
Sultanahmete varınca da değişiyor dünya,değişiyor insan..
Minarelerin inceliği ruhuna dokunuyor..semaya bu denli yakışan başka bir yapı var mıdır bilemiyorum,ayaklar oraya yöneliyor..
Camiinin avlusunda her memleketten insanlar var,kendi evlerindeki rahatlıktan da öte bir rahatlık içinde bahçenin zeminine oturduklarını görürsün..
Yerliler ve yabancılar,insanların bu denli aynı ve farklı oldukları başka bir meydan var mıdır İstanbulun bilemiyorum ama bu camiinin avlusunda kisme kimseyi garipsemiyor kınamıyor kılık kıyafetine söz söylemiyor..
Camiye girenleri giydiren bir kültür,camiiden çıkanları da değiştiren bir dinin merkezi gibi Sultanahmet camiisi..
Günbatımına az kalmıştır,Gülhane parkından süzülmek ister insan denize doğru,gönlünü deniz kokusu balık kokusu iyot kokusu hafifletmiştir sanır ama yanılsama içindedir,Sultanahmet camiinin lezzeti gitmemiştir henüz kalbinin sokaklarından..o maneviyat ile yol almaktadır,doymamıştır çünkü,ne ile gıdalandığını da anlayamamıştır çoğu zaman çünkü..
Nefistir insan,yol alır midesinin götürdüğü yere doğru bazen..
Ulaşır Eminönüne..

Eminönü..
İçimdeki kayıkların,salların ve gemilerin diyarı sanki..
Martılar sonra..
İstanbulun martıları başka Eminönünün martıları bir başkadır..
Öyle tok,öyle tatmin olunmuş kuşlardır ki..
Elini uzatsan gelir,simidini uzatsan geri çevirmez..
İşte tam orada o maviliğin o deryanın kıyısında hayalin ve gönlün çok eskilere dayanan ve toprağına kanına mayana dahi karışmış ve katılmış olan din,devlet,vatan ve İslam aşkının gücünü görürsün.
Görkemli bir manzara karşısında kalabalıkların içinde kimseleri tanımadığın halde evinde olduğunu hissedersin,kaybolmaktan korkmazsın,kaybolmayı arzu edebilirsin hatta.
Karşındadır çünkü Boğaz,yakınındadır gemiler vapurlar..

Sebebin de hazırdır o an..
Karşıda Kız Kulesi var..



İstanbul..
Kimine günah kuyusu kimine İlah kapısı..


İstanbul..
Kimine yüz karası,kimine gönül deryası..


İnsanın rengine göre renklenen şehir,insanın gönlüne göre şekillenen şehir..
İyi ki varsın,iyi ki varsın..
..


O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

Yemek Bloguma Davetlisiniz

YUKARI